4 Ocak 2013 Cuma Günlü Gazetelerden Basında Yargı Haberleri

Yay?nlanma Tarihi: Ocak 05, 2013

Resmi Gazete’de Bugün


4 Ocak 2013 Tarihli ve 28518 Sayılı Resmî Gazete MEVZUAT

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

 BAKANLAR KURULU KARARI

2012/4038    Bazı Yerleşim Birimlerinin Uygulama Alanı Olarak Tespiti, Bazı Yerleşim Alanında Dağıtılacak Toprak Normunun Belirlenmesi ile Bazı Yerleşim Birimlerinin Bakanlar Kurulu Kararları Kapsamından Çıkarılması Hakkında Karar

 ATAMA KARARLARI

—  Abdullah Gül Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İhsan SABUNCUOĞLU’nun Atanması Hakkında Karar

—  İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yunus SÖYLET’in Yeniden Atanması Hakkında Karar

 YÖNETMELİKLER

2012/4054    İller Bankası Anonim Şirketi İnsan Kaynakları Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

—  Yabancı Dil Bilgisi Seviye Belirleme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik

—  Karayolu Taşıma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

—  İller Bankası Anonim Şirketi İnsan Kaynakları Yönetmeliği

—  Cumhuriyet Üniversitesi Bölgesel Kalkınma ve İşbirliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

—  Kadir Has Üniversitesi İstanbul Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği

—  Marmara Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik

—  Sakarya Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği

—  Selçuk Üniversitesi Aile Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

—  Selçuk Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

—  Selçuk Üniversitesi Organ Nakli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

—  Selçuk Üniversitesi Yaşlı ve Engelliler Eğitimi Bakım Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik

 TEBLİĞLER

—  İşkolu Tespit Kararı (No: 2012/81)

—  İşkolu Tespit Kararı (No: 2012/83)

—  İkili Anlaşmalar Çerçevesinde Bazı Tarım ve İşlenmiş Tarım Ürünleri İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğlerde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

—   Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 350)

 İLÂNLAR

a – Yargı İlânları

b – Artırma, Eksiltme ve İhale İlânları

c – Çeşitli İlânlar

– T.C. Merkez Bankasınca Belirlenen Döviz Kurları ve Devlet İç Borçlanma Senetlerinin Günlük Değerleri

GAZETELERDE BUGÜN 

 CUMHURİYET

Türk İmralı’da

Mesajlar BDP aracılığıyla Erdoğan’ın, Öcalan ile görüşmelerin yeniden başladığını açıklamasının ardından İmralı trafiği hızlandı. Dün de milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata, Öcalan’la görüştü. 2 gün İmralı’da kalan MİT Müsteşarı Fidan ve diğer yetkililerin görüşmelerinin MGK’de değerlendirilerek BDP heyetine “İmralı vizesi”nin verilmesinin kararlaştırıldığı öğrenildi.

HÜRRİYET

İmzası yok serbest

Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir’in ihbar dilekçesiyle 28 Şubat soruşturmasında gözaltına alındı. Tutuklanması istenen Karadayı, BÇG belgelerinde imzası olmaması ve yaşı nedeniyle bırakıldı.

MİLLİYET

BDP heyeti İmralı’da

İmralı’yla MİT arasında bir süredir devam eden görüşmelerin ardından uzun zamandır beklenen BDP-Öcalan buluşması da gerçekleşti.

VATAN

Yakasını zor kurtardı

Ve dün… 28 Şubat soruşturmasında tutuklanan Bir’in suç duyurusu üzerine Karadayı’da gözaltına alındı… Savcı ‘tutuklama’, istedi, hakim’adli kontrol’le buraktı

RADİKAL

08.15 kosteri

Radikal’in yazdığı gibi MİT Müsteşarı Fidan’dan sonra BDP heyeti dün İmralı’ya gitti. Öcalan, Türk’ü ”BArış için kaybedecek 1 dakika bile yok” sözyle karşıladı. Görüşme heyetlerle sürecek.

SÖZCÜ

Peki bu ne Tayyip?

Eğitime 4+4+4 sistemi geldi. Sınıflar 133 kişiye çıktı. Gel de eğitim yap.

AYDINLIK

Karadayı içeri Öcalan dışarı

Öcalan ile af pazarlığının yapıldığı günlerde eski Genelkurmay Başkanı Org. Karadayı, 28 Şubat soruşturmasında gözaltına alındı.

HABER TÜRK

Manşetlerin emri sizden mi

28 Şubat soruşturmasında önemli adım. Eski G.Kurmay Başkanı Karadayı, şüpheli olarak polis eşliğinde Ankara’ya götürüldü.

SABAH

İmralı’da 3 ziyaretçi

Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, BDP’li Ayla Akad ve bir avukat, Abdullah Öcalan ile yaklaşık 5 saat görüştü.

POSTA

4+4+4=133

Şanlıurfa Siverek’in Çıkrık Köyü İlköğretim Okulu’nda birinci sınıfta tam 133 öğrenci var. Her sırada 5 kişi oturuyor. ‘4+4+4 Kesintili Eğitim’in devreye girmesiyle 66 aylık çocuklar da okula başladı. Yeni geçilen bu sisteme uygun olmayan birçok okulda sınıflar işte böyle doldu taştı.

BİR GÜN

Adalet de dökülüyor sarayı da

Dünyanın en büyük adalet sarayı olarak tanıtılan İstanbul’daki adliye binası, açılmadan tadilata girdi.

YENİ ŞAFAK

Bavulu hazırdı

28 Şubat soruşturması, Post-modern darbe sürecinin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’ya uzandı. Karadayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla İstanbul Fenerbahçe Orduevi’ndeki villasına gözaltı kararıyla gelen polisleri bavulunu hazırlayıp bekledi.

ZAMAN

Karadayı tutuksuz yargılanacak

28 Şubat döneminin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dün İstanbul’da gözaltına alınarak Ankara’ya getirildi. Savcılıkta yapılan sorgulamanın ardından mahkemeye sevk edilen Karadayı, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Karadayı’ya yurtdışına çıkış yasağı konuldu.

4 Ocak 2013


 KCK’de tahliye

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, çoğu avukat 50 sanıklı 2. KCK davasında avukat Davut Uzunköprü’nün tahliyesine karar verdi.

Mahkeme, Uzunköprü’ye  her ayın ilk çarşamba günü en yakın polis merkezinde imza verme şeklinde adli kontrol uygulanmasını kararlaştırdı. Mahkeme 27 sanığın tutukluluk halinin devamına hükmetti.  Dava 28 Mart 2013 tarihine ertelendi. Mahkeme avukatların “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak uçundan hükümlü Abdullah Öcalan’ın tanık olarak dinlenilmesi” taleplerinin sanık savunmaları ve delilerin tespitinden sonra değerlendirilmesine hükmetti. Mahkeme, avukatların Öcalan ile görüşme kayıtlarının duruşmada dinletilmesi talebini reddetti. Mahkeme Öcalan’ın eski avukatlarından KCK soruşturmaları sırasında gözaltına alınıp serbest bırakılan  İrfan Dündar’ın olay ile ilgili bilgisi olduğu gerekçesiyle tanık olarak duruşmaya çağrılmasını kararlaştırdı. İrfan Dündar, Ergenekon davasında da tanık olarak dinlenilmişti.

Duruşmadaki diğer gelişmeler

İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyesi avukat Özkan Yücel, aynı zamanda meslektaşı olan müvekkilerinin 408 günden bu yana tutuklu bulunduğunu ifade etti. Nazım Hikmet’in “Bugün Pazar/Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar” dizelerini okuyan Avukat Yücel “Hala bir umut taşıyorum. Belki sesim vicdanlarınızı yakalamıştır. Müvekkilerimi cezaevinden yeniden savunma sandalyesindeki görevlerine göndereceğinizi umut ediyorum” diye konuştu. Başkan Mehmet Ekinci ise “Teşekkürler, gayet güzel savunmaydı” dedi.

Başkan Mehmet Ekinci’nin duruşmanın saat 17.00’de bitirileceği bu nedenle konuşma sürelerini bu göre  ayarlamalarını istemeleri üzerine avukatlar taleplerini ve beyanlarını 5 dakikalık süreye sığdırabilmek için hızlı bir tempoda konuştular.

 Yarışma programı

 Avukat İnan Poyraz, “Demokrasi olduğu söylenen bir ülkede tutuklu avukatların avukatları olarak bize tanınan süre 5 dakika. Kendimi bir yarışma programında hissetiyorum” şeklinde sitemde bulundu. Tutuklu sanık, gazeteci Cengiz Kapmaz’ın avukatı Ayşe Acinikli, “Müvekkilim haber alma hakkı için özveriyle çalıştığı için, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarıyla görüştüğü için tutuklandı” diyerek tahliye talebinde bulundu.

Dilekçe suç delili

Avukat Sabahattin Acar ise şunları söyledi: “Artık biz avukatlar yazılı savunma vermeyeceğiz. Tutuklu bulunan Mustafa Eraslan meslektaşımızın müvekkili için Diyarbakır’dak KCK davasına sunduğu savunma dilekçesi iddianameye suç delili olarak konulmuş.”

 Ana dilde savunmanın eli kulağında

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen çoğu avukat 2’si tutuklu 50 sanıklı İstanbul’da açılan 2. KCK davasına devam edildi. Davada sanıklar savunmalarını Kürtçe yapmak isteyince sözleri kesildi.

 KCK avukatlar davasında savunmasını Kürtçe yapmak isteyen sanıkların sözleri kesildi. Davaya bakan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Ekinci, Kürtçe konuşmaları “Kürtçe dilinde beyanda bulundukları için anlaşılamadı” şeklinde tutanaklara geçirdi. Ana dilde savunma hakkı verilene kadar savunma yapmayacaklarını belirten sanıkların savunmaları tamamlanmış sayıldı. Avukat Baran Doğan, “Sorgu savunmanın temelidir. Sorgu yapılmadan savunma yapılmış sayılamaz” diye konuştu. Avukatlarının “Ana dilde savunma hakkını düzenleyen yasanın çıkmasının beklenlemesi ve Kürtçe tercüman talepleri” bir kez daha reddedildi.

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen çoğu avukat 28’i tutuklu 50 sanıklı İstanbul’da açılan 2. KCK davasına devam edildi. Silivri Cezaevi Yerleşkesi bitiğişindeki duruşma salonunda görülen davanın bugün görülen 5. oturumuna aralarında Abdullah Öcalan’ın avukatları Doğan Erbaş, Hatice Korkut, Mizgin Irgat, Cengiz Çiçek ve gazeteci Cengiz Kapmaz’ın da bulunduğu  tüm tutuklu sanıklar katıldı. Avukat Ayşe Batumlu’nun da aralarında bulunduğu 12 tutuksuz sanık da duruşmaya geldi.

Duruşmayı, 200 avukat izledi

Duruşmayı Almanya, Fransa, İngiltere gibi Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden baro başkanları, hukukçu derneklerinden 30’a yakın avukat cüppeleriyle izledi. İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, bazı baro yöneticileri, eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan’ın da aralarında bulunduğu 30’a yakın avukat da duruşmada gözlemci olarak hazır bulundu. 50 sanığın savunmasını üstlenen 150 avukat ile birlikte duruşma salonunda 200’ü aşkın avukat hazır bulundu. BDP Milletvekililleri Pervin Buldan, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ile Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk da izledi. Sesli ve görüntülü kayıt istemi olmasına karşın beyanları tutanağa yazdırtan Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, duruşma süresince çoğunlukla ayakta durdu. Başkan Ekinci  6 Kasım 2012’de ara verilen sanık savunmalarının alınmasına devam edileceğini söyledi. Başkan Ekinci, bazı sanıklar hakkında açılmış 15 dosyanın da dava ile birleştirildiğini belirterek sanıklara bu konuda söz verdi. Tutuklu sanık avukatlar Mizgin Irgat, Fırat Aydın Kaya savunmalarını Kürtçe yapmaya başlayınca Başkan Ekinci “Kürtçe dilinde beyanda bulundu, anlaşılamadı” diye geçirdi.

Tercüman talepleri

Tüm sanıkların avukatı eski Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar, ana dilde savunma ve tercüman taleplerinin reddedilmesinin davayı kilitlediğini ifade ederek “Ana dilde savunma hakkını tanıyan yasa komisyondan geçti. Yasanın eli kulağında. Ya zaman kaybını önlemek için şimdiden tercüman atayın, ya da yasayı bekleyin” diye konuştu. Mahkeme bu talebi reddetti.Tutuksuz sanıklardan Nezahat Paşa Bayraktar, “Arkadaşlarımın talebi olan insani hakları ana dilde savunma hakkı verilene kadar savunma yapmayacağım” dedi. Başkan Ekinci, bu şekildeki açıklamaları “Savunma yapmadı” diye tutanaklara geçirdi. Tutuksuz sanık Ayşe Batumlu Kaya  “401 gündür hürriyetlerinden mahrum bırakılan meslektaşlarımızın anadilde savunma hakkı kısıtlandığı için savunma yapmayacağım” dedi.Tutuksuz yargılanan Ümit Sisligün, İmralı’daki cezaevinde bulunan TKP-ML davasından hükümlü Hakkı Alphan’ın avukatı olduğunu ifade ederek “Ben müvekkilim ile görüşmek için İmralı’ya gitmek istedim. Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın İmralı’ya gitmek için Asrın Hukuk Bürosu’ndan faks çekmem gerektiğini söyledi. Ben de denileni yaptım ve Hakkı Alphan’ı görmek için 7 Nisan 2010’da adaya gittim” dedi. Alphan, müvekkili aracılığıyla Öcalan’a bilgi verdiği ya da aldığı iddialarının asılsız olduğunu söyledi. Başkan Mehmet Ekinci “Böylece savunmalar tamamlandı” diyerek avukatlara söz verdi.Avukat Baran Doğan, “hukuki güvenlik sisteminin” hukukun temeli olduğunu ifade ederek “Savcılar da hazırladıkları iddianame nedeniyle Ferhat Sarıkaya gibi suçlanamazlar. Avukatlar da savunma görevleri nedeniyle suçlanamazlar. Bu davada avukatlar yargılanmaktadır. Bu, tarihi, siyasi ve hukukun katledildği bir davadır” diye konuştu.Abdullah Öcalan’ın bulunduğu İmralı’nın  “ultra yüksek güvenlikli cezaevi olduğunu” belirten Baran Doğan, İmralı’ya avukatların gidişinin “koster arazılandı”, “olumsuz hava koşulları” gibi gerekçelerle sık sık engellendiğini anlattı. Doğan Öcalan ile avukatların görüşmesinin önünde hiçbir yasal engel olmadığını ve halen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdukları bazı konularda görüşmeleri gerektiğini anlattı.Avukat Doğan, Öcalan’ın Asrın Hukuk Bürosu’nda çalışmayan avukatları da olduğunu, ancak İmralı’ya gidiş için savcılığın ancak bürodan çekilmiş faksları işleme koyduğuna dikkat çekerek “İddianamede Asrın Hukuk Bürosu’nda gizemli işler yapılıyormuş gibi bir hava yaratılmış. Arkadaşlarımız olmasa çok tehlikeli insanlar olduklarına inanacağız” diye konuştu.Avukat Tahir Elçi “Avukatlar uzun zamandan beri Abdullah Öcalan ile görüşemiyor. Ama devlet yetkilileri görüşüyor. Avukatların aracılık yaptığı iddiası dayanaksızdır. Türkiye’de tutuklu vekiller sorunu vardı, artık tutuklu avukatlar sorunu da oldu” diye konuştu.

Sanık avukatları, tüm tutuklu sanıkların tahliyesini talep ettiler.


 Duruşmada horlayan hakime soruşturma başlatıldı

‘Hayata Dönüş Operasyonu’na ilişkin görülen yargılama sırasında uyuyup horlayan hakim hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) soruşturma başlattı.

Ümraniye Cezaevi’nde altı kişinin öldüğü ‘Hayata Dönüş Operasyonu’na ilişkin Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yargılama sırasında uyuyup horlayan Hakim Mehmet Ali Önen hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) soruşturma başlattı.

Hakim Önen’i şikayet ederek soruşturma açılmasını sağlayan Avukat Güçlü Sevimli, “Bu dava sekiz yıldır sürüncemede bırakılıyor. Hiçbir talebimimiz kabul edilmiyor. Asıl tepkim bunaydı. Horlama, bardağı taşıran damla oldu” dedi.

Ümraniye Cezaevi’nde, biri asker altı kişinin öldüğü operasyona ilişkin 267 askerin ‘kötü muamelede bulunmak ve ölümlere neden olmak’ savıyla Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın 20 Ocak 2012’de görülen duruşması sırasında, bugüne kadar adliye salonlarında örneğine pek rastlanılmayan bir sahne yaşandı. Üye Hakim Mehmet Ali Önen, duruşmada uyuyakalıp horlamaya başladı. O an salonda tesadüf eseri, müdahil avukatların “Sekiz yıldır bir arpa boyu yol alınamıyor. Taleplerimiz reddediliyor” gerekçesiyle İstanbul Barosu’ndan çağırdığı gözlemci avukat Nurdan Düvenci de vardı. Düvenci, o anı raporuna şöyle aktardı:

“Avukat Sevimli talepleri dile getirdiği sırada heyetin olduğu tarafta horultu sesleri duyuldu. Sevimli’nin horultu sesinden rahatsızlık duyarak konuşmasını kestiği gözlemlendi. Bunun üzerine avukat sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Mahkeme başkanının sağ tarafında oturan heyetteki üye hakimden geldiği fark edildi. Hakimin önünde bilgisayar monitörü olduğundan yüzü görülemedi. Başkan, hakimi kastederek ’Rahatsızlığı var, o yüzden’ diyerek avukattan devam etmesini istedi. Daha sonra üye hakim mübaşirden su isteyerek ilaç içtiği gözlemlendi.”

HSYK‘DAN SORUŞTURMA İZNİ

Sevimli, gözlemci raporunu alarak, Önen hakkında HSYK’ya şikayette bulundu. HSYK 3. Dairesi de soruşturma izni verdi. Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hayri Kaynar da soruşturmacı olarak atandı. Hakim Kaynar, ilk iş olarak Sevimli’nin ifadesine başvurdu. Sevimli, ifadesinde şunları söyledi:

“Ayağa kalkarak çeşitli taleplerde bulundum. Mahkeme kürsüsünün olduğu taraftan horlama sesi geldi. Kafamı kaldırıp kürsüye doğru baktığımda başkanının sağ tarafından bulunan en kıdemli üye idi, kafası öne doğru düşmüş bir şekilde horlayarak uyuyordu. Duraksadım, sözlerimi kestim. Mahkeme başkanına döndüm, ben döner dönmez başkan da horlayarak uyuyan üyeyi dürtüp uyandırdı. Hakim bey uyandı ve bana dönerek, ‘Siz bana bakmayın, ben sizi dinliyorum’ dedi. Herhangi bir şey söylemedim. Mahkeme başkanı da bana dönüp horlayan hakimin rahatsız ve hasta olduğunu, bu sebeple uyuduğunu söyledi.”

Radikal’e açıklama yapan Avukat Sevimli yalnızca horlayan hakimden değil, davayı sekiz yıldır sürüncemede bıraktığını iddia ettiği tüm heyetten şikayetçi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

“Dava ilk açıldığı günden beri talepte bulunuyoruz. Mahkeme sürekli reddediyor. İki yıl önce dosyaya Bayrampaşa’daki Tufan Planı gibi, Ümraniye’de uygulanan iki ayrı müdahale plan ulaşmıştı. Planların üzerinde, operasyona katılan askerlerin isimleri yazılıydı. Fakat planlara ilişkin işlem yapılmadı. Tek bir yazı bile yazılmadı. Taleplerimiz gerekçe gösterilmeden reddedildi. Sanıkları duruşmaya bile çağırmıyorlar. Yaklaşımları çok taraflı. Benim asıl şikayetim bundandı. Horlama, bardağı taşıran damla oldu.”


 Uzlaştırıcılar göreve başladı, yargının iş yükü hafifleyecek 

Yargının iş yükünü hafifletmek amacıyla İstanbul’da 221 ‘uzlaştırıcı’ göreve başladı. Batı’da uzun zamandır uygulanan sistem, Türkiye’de de yaygınlaşıyor.

Bu sayede İstanbul’da yılda en az 10 bin olayın mahkemeye gitmeden çözülmesi hedefleniyor. Yeni sistemin toplumsal barışa da katkı sağlayacağı belirtiliyor. İstanbul Adliyesi’nde bir ay önce hayata geçirilen denemelerde olumlu sonuçlar alındı. Kısa sürede savcılığa intikal eden 25 olay, mahkemeye gerek kalmadan çözüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın atadığı 221 uzlaştırıcı, 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle resmen göreve başladı. Başsavcılık bünyesinde 7 savcıdan oluşan bir uzlaşma bürosu da kuruldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından atanan 221 uzlaştırmacı, 1 Ocak 2013 tarihi itibarı ile resmen göreve başladı. Başsavcılık bünyesinde 7 savcıdan oluşan bir uzlaşma bürosu kuruldu. Yasaya göre soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar, TCK’da yer alan kasten yaralama, taksirle yaralama, konut dokunulmazlığının ihlali, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması, ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması gibi suçlar, önce uzlaşma bürosuna gönderilecek. Bu büro, taraflara uzlaşma teklifinde bulunacak. Tarafların kabul etmesi halinde uzlaştırmacı görevlendirilecek. Uzlaştırmacı, her iki tarafla görüşmeler yapıp mağduriyetlerini gidermeye çalışacak. Tarafların uzlaşmayı kabul etmesi halinde savcı takipsizlik kararı verecek. Bu yöntemle İstanbul’da yılda 10 bin dosyanın sonuçlandırılması hedefleniyor.

Uzlaşma yasasına göre tarafların anlaşması halinde sürecin tüm masrafları Hazine tarafından karşılanacak. Üstelik anlaşma sürecinde konuşulan her şey gizli kalıyor. Şüpheli bu süreçte herhangi bir itirafta bulunsa bile bu itirafı daha sonra aleyhine delil olarak kullanılamıyor. Uzlaşma sürecinde mağdur, karşı taraftan maddi tazminat talep edebileceği gibi, şüphelinin kendisinden özür dilemesini, Darülaceze, bakım evi ve yetimhane gibi kamu yararına çalışan kuruluşlarda görev yapmasını, bir hayır kuruluşuna ya da yardıma muhtaç kişilere bağışta bulunmasını isteyebilecek. İstanbul’da bu kapsamda deneme sürecinde 25 dosya mahkemeye gitmeden çözüldü. Bayrampaşa’da meydana gelen trafik kazasında yaralanan vatandaş, şikâyetçi olduğu kişinin özür dilemesini talep etti. Özür gerçekleşince taraflar uzlaştı ve dosya hakkında takipsizlik kararı verildi. Şişli’deki başka bir kazada da şüpheli, mağdurun 13 bin liralık hastane masraflarını karşıladı ve dosya mahkemeye intikal etmeden takipsizlikle sonuçlandı. İzmir’deki bir dava dosyasında ise vatandaş, trafik kazasında mağdur ettiği kişinin isteği üzerine, ilköğretim çocuklarını belirli bir süre karşıdan karşıya geçirme cezasını kabul etti.


 Hakim-Savcı yardımcıları geliyor!

2012 Mahkeme Yönetim Sistemi analiz raporunda belirtildiği üzere adli yardımcılık isistemi getirilmesi çalışması yapılmış ve Adalet Bakanlığı tarafından plana alınmıştır.
İşi yoğun hâkim ve savcıların bir kısım işlerinin hakim-savcı yardımcıları eliyle yürütülmesi, bu şekilde hakim-savcının sadece yargısal faaliyete odaklanabilmesi amacıyla bir çok Avrupa ülkesinde bulunan adli yardımcı uygulamasının pratikte etkilerinin görülmesi amaçlanmaktadır.

Adli Yardımcılar: Hâkim ve savcılar üzerinde bulunun iş yükünün bir kısmı Adli yardımcılara devredilmek suretiyle, nitelikli işlere daha fazla zaman ayırmaları ve iş yüklerinin hafifletilmesi sağlanacaktır. Diğer taraftan 70′den fazla hukuk fakültesinden her yıl 8.000-10.000 kişi mezun olduğu düşünüldüğünde bu kişiler için istihdam alanı oluşturulmuş olacaktır. Hâkim açığı azalacak ve bu açık daha ekonomik bir şekilde telafi edilmiş olacaktır.

Mevcut uygulamada hâkim adaylarından istifade edilmiş ancak staj sürelerinin kısa olması nedeniyle beklenen fayda sağlanamamıştır. Staj yönetmeliğinde yapılan değişiklikle bu süre uzatılmışsa da adli yardımcıdan beklenen amaca ulaşılması mümkün değildir. Bu nedenle adli yardımcılık kadrosunu ve yetkilerini belirleyen yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.
Adli Hizmet Uzmanlığının oluşturulması hususunun 2010-2014 yıllarını kapsayan Adalet Bakanlığı Stratejik Planında da 2.5 sayılı hedef olarak gösterilmiş ve 2011 yılı sonuna kadar gerçekleştirilmesinin planlandığı ifade edilmiştir.

Proje Mevzuat Çalışma Grubu toplantılarında Adli Yardımcının çerçevesi çizilmeye çalışılmış ve özetle aşağıdaki kanaatlere varılmıştır:

1) Adli yardımcıların seçimi müfredatında yeterince hukuk eğitimine yer veren fakültelerden yapılmalıdır.
2) Adli yardımcılık için ayrı bir kadro oluşturulabileceği gibi hâkimlik mesleğine geçiş sistemi değiştirilerek, örneğin 5 yıl adli yardımcılık görevi başarıyla gerine getirilmesine müteakip hâkim ya da savcılık mesleğine başlanabilir.
3) Anayasa değişikliğine gerektirecek yargısal bir görev verilmeden adli yardımcılara yargısal olmayan idari iş ve işlemlerle ilgili ve sınırlı olmak kaydıyla hâkimin gözetiminde imza yetkisi düzenlenebilir. Bu bağlamda ara kararların yerine getirilmesinde belirli müzekkerelerin doğrudan adli yardımcı tarafından imzalanıp gönderilmesi gibi işlerin yapılması düşünülebilir.

Belirtilen bu çerçevede gerek adliye müdürleri ve gerekse adli yardımcılar konusunda mevzuat çalışmaları devam etmekte olup iradeye sunulmak üzere alternatifli taslaklar hazırlanmaktadır.


 28 hakim ve savcıya polis koruması

Tunceli’nin Ovacık İlçesi’nde Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun’un, PKK’lılarca şehit edilmesinin ardından, Tunceli ve ilçelerinde görevli 28 hakim ve savcıya polis koruması tahsis edildi.
Bir çok hakim ve savcı silah başvurusunda bulunurken, lojmandan adliyeye ya da adliyeden lojmanlara polise ait zırhlı araçlarla götürülüyor. Hakim ve savcıların kaldığı lojmanların etrafındaki bahçe duvarıına da demir korkuluk eklendi.

Tunceli’nin Ovacık İlçesi Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun’u, 19 Eylül 2012 günü lojmanında PKK’lıların düzenlediği saldırıda ağır yaralanmış, kaldırıldığı Elazığ’da ise 1 gün sonra şehit olmuştu.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı ile İl Emniyet Müdürlüğü arasında yapılan görüşmeler sonucu, Adalet Bakanlığı’nın da devreye girmesi ile hakim ve savcıların kaldığı lojmanların güvenlikli hale getirilmesi dahil bir çok koruma önleminin en üst düzeye çıkarılması konusunda önemli kararlar alındı.

ZIRHLI KORUMA KULUBESİNİ BAKANLIK DEĞİL VAKIF ALDI

Ovacık Cumhuriyet Savcısı Murat Uzun’un şehit edilmesinin ardından Ovacık İlçesindeki hakim ve savcıların kaldığı lojmanlara, Adalet Bakanlığı’nın henüz kurşun geçirmez koruma kulübesi tahsis etmediği belirtildi. Bunun üzerine hakim ve savcıların kurduğu Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı (ATGV), Ovacık İlçesi’ndeki hakim ve savcıların kaldığı lojmanlara kurşun geçirmez, zırhlı koruma kulubesi satın alarak gönderdi. Kulübe Ovacık İlçesi’ndeki lojmanların bahçesine konuldu ve 24 saat lojmanlar koruma altına alındı. Ayrıca lojmanların etrafı da güvenlik kameraları ile donatılarak en küçük şüpheli durum dahi anında değerlendiriliyor.

İL MERKEZİNDEKİ LOJMANLARIN ETRAFINA ÇELİK KALKAN

Tunceli merkez Atatürk Mahallesi’nde, hakim ve savcıların kaldığı lojmanlardaki güvenlik önlemleri, Savcı Murat Uzun’un şehit edilmesinden sonra tekrar gözden geçirildi. İl merkezindeki hakim ve savcı lojmanlarının etrafı Adalet Bakanlığı’ndan tahsis edilen ödenekle, daha önce yapılan güvenlik duvarının üzerine bu kez 2 metre yüksekliğinde çelik, kurşun geçirmez, zırhlı levhalar yerleştirilerek, lojmanların dört tarafı çelik zırh ile kaplandı. Çelik zırhların üzerine lazerli dikenli teller yerleştirilirken, lojmanların dört tarafına 24 saat izlenebilen MOBESE kameraları yerleştirildi.

İLÇELERDE EKSİKLİKLER VAR

Savcı Uzun’un şehit edildiği Ovacık İlçesi ve il merkezindeki hakim ve savcıların kaldığı lojmanlarının en üst seviyede koruma altına alınmasından sonra diğer ilçelerde de çalışmalar başlatıldı. Tunceli’ye bağlı 7 ilçede görev yapan hakim ve savcıların kaldığı lojmanların korunması için güvenlik önlemlerinin artırılması ve güvenlikli hale getirilmesi için 3 ilçede çalışmaların tamamlandığı ve lojmanların tamamen güvenlikli hale getirildiği bildirildi. Ancak diğer 4 ilçede ise lojmanların etrafına sadece güvenlik kamerası yerleştirildiği, koruma kulübesi ve güvenlik duvarlarının ödenek yokluğundan yapılmadığı öne sürüldü. Bahar ayları ile birlikte Adalet Bakanlığı’nın gerekli ödenekleri tahsis etmesinin beklendiği ve bu ilçelerde de gerekli çalışmaların başlatılacağı belirtildi.

HAKİM VE SAVCILARA YAKIN KORUMA

Tunceli Emniyet Müdürlüğü, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı ile Adelet Bakanlığı arasında yapılan görüşmeler sonucunda il genelinde görev yapan 28 hakim ve savcıya yakın koruma tahsis edilmesi ve lojmanların 24 saat esasına göre korunması kararı alındı. Alınan karar gereği yakın korumalar yaklaşık 2 aydan beri hakim ve savcılar ile birlikte görev yapıyor.

SİLAH TALEBİNDE BULUNDULAR

Tunceli’de görevli 28 hakim ve savcı Savcıt Uzun’un şehit edilmesinden sonra silah almak için ruhsat başvurusunda bulundu. Murat Uzun’a yapılan saldırı öncesi Tunceli’de görevli hakim ve savcılardan sadece 3’ünde silah taşıma ruhsatı bulunduğu, saldırı sonrası savcı ve hakimlerin tamamına yakınının silah ruhsatı için başvuruda bulunduğu belirtildi. Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nün şu ana kadar 15 hakim ve savcıya silah ruhsatı verdiği, bazı hakim ve savcının silah ve ruhsat işlemlerinin tamamlandığı bazılarının işlemlerinin ise devam ettiği öğrenildi.

SAVCININ KATİLLERİ BELİRLENDİ

Ovacık Cumhuriyet Savcısı Murat Uzun’un şehit edilmesinden sonra başlatılan soruşturma da devam ediyor. Jandarma ve polisin birlikte yürüttüğü çok yönlü soruşturma sonucunda elde edilen bilgiler ve yapılan çalışmalarda, Uzun’a saldırı emrini veren, planlayan ve saldırıyı gerçekleştiren grubun tespit edildiği kaydedildi. Güvenlik birimlerinin elde ettiği bilgilere göre saldırı emrini veren ve planlamasını yapanın, örgütün sözde Dersim eyalet komutanlığı batı karargahına bağlı Ovacık bölge sorumlusu ‘Azad Çüngüş’ olduğu öne sürüldü. Güvenlik birimlerinin elde ettiği bilgilerde saldırıyı Hüseyin Aygün’ün kaçırılması olayında da bizzat yer alan ‘Munzur’ kod adlı Ö.S ile adı gizli tutulan bir kadın PKK’lının gerçekleştirdiği kaydedildi. Saldırı sırasında ‘Munzur’ kod adlı PKK’lının lojman önünde araç içinde beklediği ve gözetleme yaptığı, kadın PKK’lının da lojman giriş kapısından içeri girerek beklediği ve Savcı Murat Uzun’u şehit ettikten sonra hızla araca binerek bölgeden uzaklaştıklarının tespit edildiği belirtildi.


 CHP’den zorunlu müdafi ücreti ile ilgili kanun teklifi

ZORUNLU MÜDAFİ ÜCRET VE GİDERLERİ İLE İLGİLİ KANUN TEKLİFİ VERİLDİ
CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut TANAL tarafından, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında Baro tarafından atanan müdafi ve vekillere 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliğince belirlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde tespit edilen ücret ile minibüs ve otobüs dışında yol giderleri ve dosya fotokopi giderlerinin ödenmesi için 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında değişiklik yapılması teklifinde bulunulmuştur.


 Yargıtay, görüntülü tehdidin cezası fazla buldu

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, cinsel ilişki sırasında çektiği fotoğrafları yayınlama tehdidiyle sevgilisinden para isteyen sanığı, 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngören yağma suçundan mahkum eden yerel mahkeme kararını bozdu.
İzmir’de bir genç, 2 yıl birlikte olduğu kız arkadaşıyla cinsel ilişkiye girdiği sırada çektiği fotoğrafları internette yayınlama tehdidiyle kız arkadaşından para istedi. Genç kızın, parayı vermek üzere buluşmaya gittiği sırada polisler, tarafından yakalanan sanık hakkında dava açıldı.

İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığa 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngören ”Başkasını bir malı teslimi veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak suretiyle yağma” suçundan ceza verdi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 6. Ceza Dairesi’ne geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını bozdu.

Daire kararında, genç kız ile sanığın 2 yıl arkadaşlık yapıp ayrıldıkları, birlikte oldukları sürede cinsel ilişkiye girdikleri belirtildi.

Sanığın, genç kızla cinsel ilişkiye girdiği sırada birtakım fotoğraflar çekerek cep telefonuna kaydettiği ve arkadaşlığı bittikten sonra telefonla arayarak, ”300 lira getirmezsen görüntülerini internet ortamında yayınlayacağım” diyerek tehdit ettiğinin anlaşıldığı ifade edildi.

Sanığın eyleminin, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 107/2. maddesine uyan ”şantaj” suçunu oluşturduğu hükmüne varan Daire, bu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek, hüküm kurulmasını bozma nedeni saydı.

Sanığın genç kızla buluşarak istediği parayı aldığı sırada görevli polis memurlarınca yakalandığı belirtilen kararda, ”Eylemin kalkışma aşamasında kaldığı, önceki tarihlerde aldığı parayı gerekçe göstermek suretiyle iddianame dışına çıkılarak eylemin tamamlanmış suç olarak kabulü bozmayı gerektirmiştir” denildi.


Y A Z A R L A R


 Önyargısız ve Kararlı

2013’te, çözümü ertelenemeyecek konuların başında Kürt sorunu geliyor.

Kürt sorunu Kürt – Türk, hangi kökenden olursa olsun, bütün Türkiye’nin sorunu.

Çözümü de, yalnızca iktidarı, AKP’yi değil, tüm partileri ve vatandaşları ilgilendirmektedir.

Demokrasilerde, ülkenin tüm sorunları ister iktidarda olsun ister muhalefette bütün siyasi partileri ve vatandaşları ilgilendirir, çözümlerinde de herkesin rolü olmalıdır.

Çünkü demokrasiler, iktidardakilerin ülkenin sahibi, muhalefettekilerin ise seyircisi oldukları sistemler değillerdir.

Kürt sorununun çözümünde de, herkes üstüne düşeni yapmak durumundadır.

Kısacası CHP bu sorun karşısında “Bana ne AKP iktidarda, o çözsün!” diyemez. O da kendi politikasını oluşturmak, kendi çözüm önerilerini açıklamak durumundadır.
Zaten yaşamsal konularda saydamlık demokrasinin “onsuz olmazı”dır.

Buna karşılık, hükümet de İmralı ile yaptığı görüşmeler konusunda, gerekirse gizli oturumda, parlamentoyu bilgilendirmek zorundadır.

***

Bu açıdan bakılınca, İmralı ile görüşmelerin yürütüldüğünün açıklanması doğrudur.

Aslında PKK’nin başı ile görüşülmesi de kaçınılmazdır. Silahı elinde tutan, savaştığın kim ise, onunla barış yapmak durumunda olduğuna göre, onu temsil yeteneği olanla görüşeceksin. Yoksa, hiçbir etkisi temsil yeteneği olmayanla görüşmenin anlamı yok.

Ancak burada her şeyi açık yaparken, halkı açıkça aptal yerine koymamak gerek. Siyasi iktidar, İmralı ile görüşenin kendisi olduğunu açıklamak zorundadır. Yoksa “biz görüşmüyoruz, devlet görüşüyor” yollu, karşısındakinin aptallığı varsayımı üzerine bina edilmiş kurnazlıklar en hafif deyimiyle çirkindir.

Bu sınırlar dahilinde, CHP Genel Başkanı’nın Başbakan’ın tayin ettiği ve himayesi altına aldığı temsilcisi aracılığıyla İmralı ile temasa girişmesine karşı önyargılı olmadıklarını söylemesi, desteklenmesi gereken doğru bir yaklaşımdır.

Şurası kesindir ki, Tayyip Erdoğan ne söylerse söylesin, kimse bu sorunu geniş bir ulusal mutabakat olmadan çözemez, böyle bir mutabakat da, hem CHP’nin hem de diğer partilerin de gerekli zaman ve yerde desteğini de zorunlu kılar.

***

Ülkemizi ilgilendiren konuda hepimiz üzerimize düşeni yapacağız, önyargısız olarak. Çünkü bizler, bu memleketin asli sahipleriyiz, seyircileri, misafirleri değil.

Ancak önyargısız destek verirken neye destek verdiğimizi iyi bilmek ve iyi tanımlamak, desteğimizin içeriğini açıkça belirtmek durumundayız.

Çözümünü öngören herkes bilmelidir ki, bu konuyu demokrasi sorunundan ayırarak, demokrasi dışı bir ortamda çözüme ulaştırmak söz konusu olamaz.

Kürt sorunu ne yalnız bir kimlik, ne de yalnız bir demokrasi sorunudur. Bu, demokrasinin egemen olduğu bir Türkiye’de çözülecek bir kimlik sorunudur.

Bir başka deyişle, Kürt sorunu nasıl, yalnız Türklerin özgür olduğu bir ortamda çözülemez ise, yalnız Kürtlerin özgür olduğu ortamda da çözülemez.

Çözüm Kürt ve Türk herkesin özgür olduğu bir ortamda yeşerecektir.

Bu konuda açık, net ve titiz bir kararlılık içinde olmak şarttır.

Bu durumda, bütün özgürlük yollarını tıkayan, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına savaş açan, insanları tutukluluk yoluyla hapislerde çürüten bir ortamı düzeltmeyen iktidarın, demokrasi sorununu çözmeden Kürt sorununu çözmeye kalkışmasının anlamı yoktur ve böyle bir politikaya destek de vermemek gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun çözümünde, gerekli ve yararlı adımları atarsa iktidara önyargısız destek vermelidir. Ama aynı zamanda demokrasi konusunda da kararlı olmalı ve bu iki konunun birbirinden ayrılması girişimine göz yummamalıdır.

 ALİ SİRMEN-CUMHURİYET


 Kitap Yasakları ya da Bu Kadarı Yeter mi?

 Bu satırlarımla kimsenin yakın geçmişte kullandığı bir oyu tartışmayı amaçlamıyorum. Çünkü herhangi birine, “Sen neden falanca yönde oy kullanmıştın” diye sormak, aklımın kenarından bile geçmez.

Demokrasiye inanan kimsenin de aklından geçmemesi gerektiği kanısındayım.

Benim “meselem” başka.

Kitap yasakları yeniden gündemde. Cumhuriyet tarihimizin en inatçı gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Ve gerek zaten mevcut yasaklar, gerekse ufukta şekillenen yenileri, haklı olarak tepki görüyor.

Benim bugünkü “meselem” de işte bu noktada devreye giriyor.

Yakın geçmişte bazı aydınlarımız, iktidarın talep ettiği kimi anayasa değişiklikleri için ‘evet’ oyu kullanmışlardı. Bu tavırlarının bir gerekçesi olarak da “Bu kadarı yetmez, ama evet!” söylemini kullanmışlardı. Yani -elbet benim tahminimce- şöyle demek istemişlerdi: “Bu kadarı özgürlükler bakımından elbette yeterli değil ama biz şimdilik, hazır fırsat varken bu kadarını alalım da gerisini sonra düşünürüz…” gibisinden!

Oysa “yetmez ama şimdilik bu kadarını alalım” ölçüsü, çok ama çok hassas bir ölçüdür. Bu ölçüyü kullanırken örneğin karşı tarafın -aslında bir gram bile vermeye niyeti yok iken ve bunun kanıtları da ortadayken- neden “birazcık vermeye” razı olduğunu çok iyi düşünmek gerekir. Ve bu bağlamda “gerisini sonra düşünürüz…” demek, asla gerçekçi değildir. Çünkü bu işin “gerisi”, şu “biraz”ı, yani “yeterli olmayan”ı verenler tarafından zaten çoktan düşünülmüştür.

O “yeterli olmayan”, karşı tarafça “gerisi”ni hiç vermemek, bunun gerekçesi olarak da “zaten vermiştik” diyebilmek için sunulmuştur.

Dolayısıyla, bundan başka bir sonuç beklemek, tek kelimeyle hazin bir yanılsamadan başka bir şey değildir.

Hal böyleyken, “bu kadarı yetmez, ama evet” oylarının kullanıldığı referandumdan hemen sonra iktidarın sergilemeye başladığı kimi davranışlar karşısında görüşleri sorulan “bu kadarı yetmez, ama evet”çi aydınların hemen hepsinin yanıtı şu olmuştur: “Bu kadarını beklememiştik!”

Peki, “ne kadarını” beklemiştiniz?

“Bu kadarını” neden beklememiştiniz?

İktidar, sizin beklediğiniz sınır noktasında kalacağı yolunda size senet mi vermişti?

Kimsenin tartışmak hakkına sahip bulunmadığı bir hakkınızı kullanarak oy verdiniz, ama bunu yanlış hesaplarla yaptınız. İktidar ise “tutarlılığını” bir kez daha kanıtladı. Size “beklemeyi aklınızdan bile geçirmediğinizi” verdi.

Şimdi yapmanız gereken, kendinizi aklamak amacıyla, “Bu kadarını beklememiştik” diye yakınmak değil. İyi niyetli Tanzimat aydınlarından bu yana inatla izlediğiniz şu yolu terk edin artık! Ve bir kez olsun, ama bir kez olsun şunu sorun: “Peki biz nerede ve neden yanıldık?”

O zaman mevcut ve geleceğin ufkunda şekillenmekte olan bütün yasakların da sırrını çözebilirsiniz. Ve inanın, kitap yasakları da buna dahil! Ve şunu da bir daha lütfen asla unutmayın: Hangi konuda olursa olsun, “bu kadarını beklememiş” olmanın sorumluluğu her zaman herhangi bir iktidara değil, fakat size ait olacaktır!

 AHMET CEMAL-CUMHURİYET


Kürt siyasi hareketi ve müzakere

Siyasi hareketlerin doğuşu, olgunlaşması ve sonlanmasına dair süreçler büyük ölçüde uluslararası konjonktürün de etkisiyle şekillenir. Milliyetçi akımlar, sömürgecilikten kurtuluş çabaları, dinsel ve mezhepsel dalgalanmalar, ideolojik yükseliş ve inişler zamanın ruhuna uygun olan format içerisinde gelişirler. Tüm bu akımlar ister yasal, isterse yasadışı çerçevede şekillensinler, içerisinde yer aldıkları eko sistemin parçasıdırlar ve ondan beslenip, etkilenirler.
Türkiye’nin son 30 yıldır muhatap olduğu Kürt meselesi de bu şekilde okunması ve algılanması gereken bir çerçeveye sahiptir. Hareketin görünürlüğü PKK üzerinden sağlandığından, ön planda terör taktiklerini kullanan bir örgüt bulunmakla birlikte, arka planda global etkileri olan bölgesel bir etnik hareketin bulunduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle Kürtçü siyasal hareketin öyle kolayca eli silahlı teröristlerden ibaret sayılması ve yürütülen mücadelenin ‘yok ederek, bitirme stratejisine oturtulması’ mümkün değildir.
Her şeyden önce PKK, 1970’li yılların sonlarındaki soğuk savaş atmosferinde doğmakla birlikte, 1980’li yıllardaki çözülme ve 1990’lardaki milli bağımsızlık hareketlerinden ilham alarak yeni bir forma girmiştir. Marksist bir hareketin etnik bir söylemi benimsemesi bu bağlamda önemli bir değişimdir. Sosyalizmin çöküşü, yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkışı ve sanayi sonrası uygarlığın kimlikler üzerinden inşa edilmesiyle birlikte örgüt yeni bir içeriğe kavuşmuştur. 2000’li yıllar terör kavramının dünya sathında yeniden tanımlandığı, İslami terörün etnik terörden rol çaldığı, buna mukabil yasadışı silahlı grupların giderek daha antipatik olduğu bir dönemdir. PKK bu yıllarda tahrip gücünü artırmasına rağmen uluslararası kamuoyunda zemin kaybetmeye başlamış, Batı’nın desteklediği özgürlük savaşçısı misyonunu terk ederek, Doğululuğu tescilli bir terör örgütü haline gelmiştir. Artık müttefikleri Almanya, Fransa, ABD olarak anılmamakta, İran’dan, Irak’tan, Suriye’den bahsedilmektedir.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı etkisine alan Arap Baharı ise başka bir milattır. Halkların sokaklara döküldüğü, özgürlük şarkılarının söylendiği, eski düzenlerin yıkıldığı, İslami akımların güç kazandığı bir dönemde etnik formatta bir siyasal hareketin sürdürülebilirliği tartışılır hale gelmiştir. Mezhepsel fay hatlarının ürettiği depremler, etnik fay hatlarının hizalandığı statükoyu kırarak yeni bir inşa sürecini başlatmıştır. Şekillenmekte olan düzen, Kürtçü siyasi hareket açısından fırsattan çok riskler barındırmaktadır.
TÜRKİYE’SİZ ÇÖZÜLMEZ
Öncelikle Kürtlerin geleceği Irak, Türkiye, Suriye ve hatta İran açısından toprak bütünlüğü meselesidir. Yani yeni bir tasarım haritaların değişmesini gerektirecektir. Bu bakımdan başka halkların geleceğiyle bağımlı bir süreçte gelişmektedir. Tam da bu yüzden konunun sadece Kürtler bakımından değerlendirilmesi eksiktir. Dengenin bozulması hiçbir aktör tarafından tercih edilmeyeceği gibi, prematüre bir doğum en büyük tehlikeyi Kürtler açısından yaratır.
Kürtlerin siyasi geleceği enerji havzalarının kontrolü açısından da hayatidir.  Batı ve Uzakdoğu endüstrisinin çarklarının dönmesi için güvenilir ve istikrarlı bir akışın sağlanması, risklerin mümkün olduğunca elimine edilmesi gereklidir. Bu noktada sadece devletler düzleminde değil, küresel enerji şirketleri bakımından da bağımlılık durumu söz konusudur. Exxon’un, Chevron’un geleceklerini etkilemeden, Kürtlerin geleceklerini belirlemek oldukça zordur. Bu kadar fazla bağımlı değişkenin olduğu ve küresel düzeydeki ilişkileri etkileyecek bir yapı sadece Türkiye’nin inisiyatifiyle şekillenmez, lakin sorun Türkiye’siz de çözümlenemez.
DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN-AKŞAM

 Sıra Karadayı’da…

Amaç suçluları yargılamak ve adaleti sağlamak mıdır?

Yoksa zamanında demokrasi mücadelesi yerine içinde kin biriktirenlerin intikam duygularını tatmin etmek ve bunu siyasi gösteriye dönüştürmek mi?
Demokrat bir ülkede birincisi söz konusudur…
Bizim ülkemize demokrat demeye kimsenin dili varmıyor…
Son örnek dün sabah vakti e. Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın, (davet edilse gitmeyecekmiş gibi), polisce alınıp Ankara’ya mevcutlu götürülmesiydi.
Dava konusu olan 28 Şubat olayından bu yana 14 yıl geçmiş…
Ne yok edilecek bir kanıt kalmış ortada, ne kaçacak adam.
Bu 14 yılda nedense hiçbir savcı soruşturma açmamış. Birden 28 Şubat’ta büyük suçların işlendiği akla geldi ve yargılama başladı.
Suç varsa elbet suçlular yargılanmalı. Ama yargılama intikama ve peşin cezalandırmaya dönüştürülürse ucundan adalet çıkmaz… Zaten dibe oturmuş olan hukuk biraz daha çamura gömülür, o kadar.
Bu davada 60 dolayında emekli albay ve general tutuklu. Bu kişiler yaklaşık 8 aydır hapiste iddianamenin hazırlanmasını bekliyor.
Tutuklulardan Alican Değer, mektubunda,  koğuşlardaki durumu anlatıyor:
“Karşımızdaki  A-3 koridorunda dönemin dört orgenerali K.K.K. Hikmet Köksal, Hv. K.K. Ahmet Çörekçi, J.Gn.K. Teoman Koman ve MGK Gn. Sekreteri İlhan Kılıç Paşalar var… Ayrıca iki korgeneral Kamuran Orhon ile Mustafa Bıyık ile bir Tümgeneral Kenan Deniz Paşalar da A-3’teler. En sıkıntılısı Kamuran Paşa… Böbreklerinden rahatsız olduğu için belli aralıklarla diyalize gitmesi gerekiyor. Bazı komutanlarımız 80’i devirmiş. Geçenlerde koridorda karşılaştığım Hikmet Köksal Paşa yaşının 81 olduğunu söyleyince vedalaşırken tokalaşmaya utandım, elini öptüm…”
Adalet mi sağlanıyor? Adalet duyguları mı yaralanıyor?

Necip Fazıl üstad

Necip Fazıl Kısakürek’le ilgili tartışmalar AKP çevrelerinde biraz burukluk yaratmış durumda…
Sık sık AKP’li gençliğe örnek gösterilen Necip Fazıl’ın, Adnan Menderes’e yazdığı para isteyen mektuplar yayımlandı önceki gün Habertürk’te… Mektuplarda şöyle cümleler okunuyor:
“Müsteşar Bey’den 2500 lira ve ‘Mecmuanı çıkar da görelim ve sonra yardım edelim’ cevabı aldım.”
“Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır… Bütün istediğim 20 bin lira temininden ibarettir…”
“Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse…”
Tarih yazarı Ayşe Hür, twitter’a önceki gün, şairin Menderes’ten “davalar için değil, kumar oynamak için” para istediğini yazdı. Anlaşılan çok tepki gelmiş. Ayşe Hür son mesajında şöyle dedi:
“Atatürk tabusunu eleştirirken beni alkışlayanlar Necip Fazıl tabusuna dokununca ayağa kalkıyor, sizi çifte standartçılar”
* * *
Aşağıdaki satırlar da Nazım Hikmet’in Necip Fazıl’a mektubudur. 1952 yılında Varlık dergisinde yayımlanmış…
“Sevgili Necip, ismin temiz demek, necîb temiz demektir, benden iyi bilirsin… Necip’i necis (pis) yapma. Sen en cihanşumül eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin, cebin para para dolacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır, lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda, bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin seddini, o lisan-ı mücerred dilinle Babıali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip”

MELİH AŞIK-MİLLİYET


 Yeni anayasa çözümün mayası

2013‘ün en önemli sorunu “PKK…”  İktidarın, örgüte “silah bıraktırmaya” odaklanan politikası nedeniyle konu daha da “ilgi merkezi” oldu.

İmralı’yla müzakerelerin yanı sıra Barzani yönetiminin devreye sokulması, başta ABD olmak üzere diğer aktörlerle de dirsek teması, çok taraflı ve çok yönlü bir planın uygulamaya konulduğu izlenimini veriyor.
Dağda -kış şartlarına rağmen- sürdürülen operasyonlar, Kandil’i sıkıştırmayı hedeflemekte.
Taha Akyol dün Hürriyet’te PKK’nın “Arap Baharı’ndan” umutlanarak Türkiye için ayranının kabardığına işaret ediyordu.
PKK bir “Türk Baharı” sahneye koymaya çabaladı 2012 boyunca.
Mısır ve diğer Kuzey Afrika ülkeleri gibi Türkiye’de de halkın meydanlara, caddelere dökülmesi ve bu kitle hareketinin aylar boyunca sürmesi sonucu Ankara’nın “anlaşma masasına” oturmasının kaçınılmaz olduğu hesaplanmıştı.
Abdullah Öcalan bunu 4 Şubat 2011’de avukatlarına açıkça söylemişti.
Ancak…
Beklenen olmadı.
Bunda iktidarın demokratik Kürt açılımı etkili oldu.
Ayrıca…
PKK’nın şehir yapılanmasını oluşturan KCK operasyonları da yapılanmanın dallarını kırmıştı.
Bu operasyonlar sürerken bir Ergenekon savcısının bana KCK tutuklamalarına gönderme yaparak “PKK, sokaklarda taş atacak çocuk bulamıyor” dediğini hatırlıyorum.
Gerçi …
O ifade fazla abartıydı ama “taş atan çocuk kent eylemleri yapan genç bulmakta” örgüt gerçekten zorlanıyor.
Yani…
En azından PKK 2012’yi “Türkiye baharına” dönüştürmeyi başaramadı.

PKK BİTTİ Mİ?
PEKİ, PKK bitirildi mi?
Buna da “evet” denemez.
PKK’nın Türkiye’de ve Kuzey Irak’ta eli silah tutanların sayısı 4500-5000 dolaylarında.
O sayı belki 30 yıldır aynı.
TSK ve güvenlik güçleri 30 yılda 30 bin dolaylarında PKK’lıyı öldürdü teslim aldı.
Bu durumda hala PKK’nın dağ kadroları 4500-5000 dolaylarında sürüyorsa, TSK ve güvenlik güçlerinin dağ kadrolarını en az 5-6 kez sıfırladığı ortaya çıkıyor.
TSK ve güvenlik güçlerinin görevlerini başarıyla yaptıkları sonucuna varabiliriz.
Buna rağmen PKK dağ kadroları sayısının hep aynı kalması, yeni katılımlarla sağlanmakta.
O halde demokratik açılımlarda derinleşerek, siyaset kapılarını açarak, umutsuz Kürt gençlerine iş sağlayacak ekonomik olanaklarla “dağa çıkış yollarının” kapatılması da gerekiyor.
Bu ise TSK’nın ve güvenlik güçlerinin değil, siyasi iktidarın görevi.

İSTANBUL VE DİYARBAKIR MUSLUKLARI
GENELKURMAY‘ın yaptığı bir araştırmaya göre dağa çıkışların en fazla olduğu iki il Diyarbakır ve İstanbul.
Nüfusunun büyük çoğunluğu Kürt olan Diyarbakır sürpriz değil.
Nüfus faktörünün yanı sıra bu ilin bölgeden yoğun göç alması, işsizlik elbette önemli.
Ancak…
Diğer ilin İstanbul olması düşündürücüdür.
İstanbul’un PKK ile mücadele konusunda büyüteç altına alınması gerekir.
Polisiye önlemlerinin yanı sıra İstanbul’daki gençlere ekonomik altyapının sağlanması öncelikli hedef olmalı.
Türkiye ekonomisinin başkenti konumundaki İstanbul’un güvenlik boyutu hiç gözden kaçmamalı.

ANAYASA ISKALANMASIN
TUTUN ki, PKK’ya silah bıraktırmaya odaklanan plan başarılı sonuçlar vermeye başladı.
Koordinasyon iyi yürüyor, çok taraflı ve çok yönlü bileşik kaplarda denge sağlanıyor.
Fakat, sonunda her şey gelip anayasa engellerine takılacak.
“Anayasal vatandaşlık” tanımından başlayarak PKK sorunu ile Kürt sorununu birbirinden ayıracak demokratik bir anayasa olmazsa alınan ve alınacak olan bütün mesafeler birer bumerang gibi geriye döner ve başlangıç noktasını vurur.
Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in çabalarını ve liderler arasındaki ring seferlerini bu açıdan da görmek ve arka planıyla algılamak gerekir.
Çiçek, Türkiye’yi ihtilal anayasasından kurtarmanın yanı sıra PKK’ya silah bıraktıracak çözüm olasılıkları için anayasal altyapıyı oluşturmak sorumluluğu içinde.
Siyasi partiler de bunun bilincinde olmalılar.
AK Parti’nin ise “yeni anayasayı şahsa göre yeni modeller çizilen tasarımlar fantezisiyle” geciktirmekten kaçınması yüklendiği misyonla örtüşür.
PKK sorununun çözümünde İmralı dahil diğer faktörler elbette ilacın “içindekiler” bölümünde yazılıdır.
Ama…
Onlara bir arada anlam verecek olan “maya” yeni anayasadır.

GÜNERİ CİVAOĞLU-MİLLİYET


 Karadayı ile Çevik Bir karşı karşıya…

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı dün gözaltına alındı.

 Bilindiği gibi bugüne kadar 90 kişi gözaltına alındı. Aralarında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir’in de bulunduğu 60 kişi tutuklanmıştı. Karadayı’nın gözaltına alınmasında, Çevik Bir’in geçenlerde yaptığı başvurunun ve TBMM Muhtıraları ve Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun raporunun ne kadar etkisi oldu, bilmiyoruz. Çevik Bir, yaptığı 11 sayfalık suç duyurusunda, Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG)  Karadayı’nın emir ve direktifleri ile kurulup çalışmaya başladığını ayrıntılarıyla anlatıp; “Karadayı’nın soruşturulması yasal bir zorunluluktur. Emri veren Genelkurmay Başkanı. Biz içerideyiz ama o dışarıda. Neden hâlâ Karadayı’yı almıyorlar?” demişti.

Hatırlanacağı üzere İsmail Hakkı Karadayı, 25 Haziran 2012 tarihinde Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na, Menderes’in en büyük hatasının, 1 Mayıs 1950’de iktidara geldikten bir ay sonra, ezanı Arapçaya çevirmek olduğunu söylemişti. Açıklanan komisyon raporundaki ifadelerinde şunlar da vardı: “Ben babamla cuma namazına gittiğim zaman, ‘Tanrı uludur, Tanrı uludur’ dendiğinde tüylerim diken diken olurdu, büyük heyecan duyardım. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi bunu, benim anlamadığım şeye soktular, Arapçaya soktular.”

Karadayı’nın 28 Şubat için komisyona söyledikleri de şöyleydi: “28 Şubat bir darbe değildir, postmodern darbe de değildir. ‘Postmodern darbe’ diyenler (dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak demişti) dangalaktır… 28 Şubat, hukuk çerçevesinde gerçekleşmiştir ve doğrudur. Bugün de aynı kanaatteyim. Sincan’da tankların yürütülmesinin 28 Şubat ile bir ilgisi yoktur. O tanklar NATO tatbikatı nedeniyle Etimesgut’a çalışmaya gidiyordu. Ancak tanklardan biri arızalanmıştı. O güne rastlaması tümüyle tesadüftür. (Çevik Bir’in, bu olay için kullandığı ‘Balans ayarı yaptık’ sözü hatırlatılınca:) Her yerde olduğu gibi bizde de boşboğazlar var…”

Aralarında Batı Çalışma Grubu’nda (BÇG) yer aldığı iddia olunan dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman ve emekli Orgeneral Fevzi Türkeri’nin de bulunduğu 90 sanıklı 28 Şubat davası iddianamesi, önümüzdeki günlerde tamamlanacak.

Anlaşılan mahkeme salonunda Çevik Bir ile İsmail Hakkı Karadayı arasında, daha önceki davalarda görmediğimiz diyaloglar olacak. Çünkü Karadayı; “Batı Çalışma Grubu’ndan haberim yok.” derken, Çevik Bir, “Direktif ve emirleri o verdi.” diyor. Sincan’daki tanklar için Çevik Bir, “Demokrasiye balans ayarı yaptık.” diyor. Karadayı; “Tesadüftü, boşboğazlara aldırmayın.” diyor. Karadayı, Taha Akyol’a gönderdiği açıklamada (Milliyet, 3 Mart 2009) “Ben ‘yazarları atacaksınız’ diye hiç kimseye emir vermedim. Bu yaşa gelmiş bir insanın söylediklerine herhalde inanırsınız.” diyor. Çevik Bir ise bazı gazete sahiplerini Genelkurmay’da öğle yemeğine davet ediyor ve “komutan adına” diyerek, gazetelerin nasıl yayın yapacağı ve hangi yazarların işten atılacağı konusunda ‘talimat’ üslubuyla bir konuşma yapıyor. Dikkat buyurun, bu yemek Genelkurmay binasında yapılıyor ve Karadayı, bu yemekten haberdar olmuyor! 28 Şubat davası, demokratikleşme yolunda yeni bir dönemi başlatacak…

HÜSEYİN GÜLERCE-ZAMAN

Kategori: Basında Yargı Haberleri, Özderin Avukatlık Bürosu

Etiket: