19 Kasım 2017 - Pazar
Basın Duyuruları
Anasayfa » Makaleler » İş Hukuku » 4857 Sayılı İş Kanunu Çerçevesinde Alt İşveren Kavramı

4857 Sayılı İş Kanunu Çerçevesinde Alt İşveren Kavramı

 Alt İşveren Nedir?

             4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesine göre, “Bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” Yani iş yerlerinde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde, iş yerinin bir bölümünde veya eklentilerinde asıl işverenden baksa işverenler de işçi çalıştırabilmektedir. Asıl işverenle alt işveren arasında bir iş veya vekalet akdi değil, istisna, kira, taşıma vb. sözleşme bulunmaktadır. Örneğin bir inşaatın yapımını üstlenen işveren inşaatın elektrik ve kalorifer tesisatını ya da doğrama işini alt işverenlere(taşeronlara) yaptırabilir. Bunun gibi bir otelin lokantası veya bir fabrikanın yemekhanesi işletilmek üzere bir alt işverene kiraya verilebilir. Alt işveren ilişkisinde alt işverenin işçileri yani alt işverene iş akdi ile bağlı işçiler, ücret ve diğer haklarının alt işverenden alırlar ve onun yönetimine tabi olarak iş görme borçlarını yerine getirirler. Alt işverenin işçilerini çalıştırdığı iş yeri bölümü onlar yönünden ayrı bir işyeri anlamını taşır. Alt işveren üzerine aldığı işi asıl işveren adına değil, kendi adına ve hesabına ayrı bir işveren olarak kendi işçileriyle yürütmektedir.

 Alt İşveren İlişkisinin Ortaya Çıkabilmesinin Koşulları

 a) İşyerinde İşçi Çalıştıran Asıl İşverenin Varlığı

             4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesine göre asıl işveren alt işveren ilişkisinin ortaya çıkabilmesi için gerekli koşullardan ilkidir. Asıl işverenin o iş yerinde işçi çalıştırmak suretiyle işveren sıfatını koruması yani işin bütününün yapılmasını başka bir işverene devretmemiş olması gerekir. Bu nedenle örneğin anahtar teslimi bir binanın yapımını üstlenen kişi alt işveren değil işveren niteliği taşır. Yine aynı şekilde Kara yolları Genel Müdürlüğü’ nün ihale yoluyla bir yolun bütününün yapımını bir müteahhitlik şirketine verirse yine alt işveren ilişkisi kurulmaz. Bu durumda genel müdürlük asıl işveren değil ihale makamıdır, müteahhitlik şirketi de işverendir. Eğer müteahhitlik şirketi yol üzerindeki köprü veya tünel yapımını başka işverenlere verirse bu işverenler alt işveren, müteahhitlik şirketi de asıl işveren olur. Nitekim Yargıtay 9 HD. de 1994/3429 E. 1994 11465 K. sayılı kararında “… İş Kanunu 1/son ( şimdi 2/6) uyarınca sorumluluktan söz edilebilmesi için o işte kendisi de işçi çalıştıran bir asıl işverenin varlığı şarttır…” diyerek alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için söz konusu koşulun bulunması gerektiğinden bahsetmiştir.

 b) İşin Asıl İşverene Ait İşyerinde Yapılması

             Açıkça anlaşılacağı üzere alt işveren ilişkisinin ortaya çıkabilmesi için gereken bir diğer koşul alt işveren tarafından yerine getirilecek işin asıl işverenin iş yerinde yapılmasıdır. Zira İş Kanunu 2/6’ daki “işçilerini… bu iş yerinde… çalıştıran diğer işveren” ifadesi bu koşula dikkat çekmektedir. Bu sebeplerle fason imalat şeklinde bir işverenden iş alıp bu işi kendi iş yerinde gören işveren alt işveren değildir.

c) İşin İşyerinde Üretilen Mal ve Hizmet Üretimine İlişkin Olması

             Alt işverenin asıl işverenden aldığı iş, asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerinde (yemek, temizlik, taşıma, yükleme, boşaltma, güvenlik vs.) olabilir. Bununla birlikte bu işin asıl işverenin iş yerinde yürüttüğü mal ve hizmet üretimi ile ilgili olması gerekir. Bu koşul, İş Kanunu 2/6’ daki “Bir işverenden iş yerinde yürüttüğü mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl bölümünde” ifadesinden anlaşılmaktadır. Nitekim yasanın gerekçesinde “bir iş yerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin “asli işin bir bölümünde” veya “yardımcı işlerinde” iş alan diğer işverenler, işçilerini sadece bu iş yerinde çalıştırdıklarında asıl işveren alt işveren ilişkisi doğmuş olacak, buna karşı iş yerinde yürütülen asli ve yardımcı işler dışında iş alan bir işveren, örneğin iş yerinde bir ek inşaat yapılması ya da bina onarım işini alan diğer işverenin alt işveren kapsamında nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır.” denilmektedir. Yargıtay 21 HD de 1995/2660 E. 1995/2844 K. sayılı kararında   “…aracıdan(taşerondan) bahsedilebilmek için; öncelikle üst işveren ve bunun tarafından ortaya konulan bir iş olmalı ve görülmekte olan bu işin bölüm ve eklentilerinden bir iş alt işverene devredilmelidir…. Gördüğü asıl iş ise, otomobil veya buna benzer araçlar üretmektedir. Çatı tamir işvereni ise gördüğü iş niteliği ile bağımsız ve ayrı bir işverendir.” diyerek bu koşula işaret etmiştir.

 d) İşletmenin ve İşin Gereği ile Teknolojik Nedenlerle Uzmanlık Gerektiren Bir İş Olması

              Her şeyden önce belirtmek gerekir ki yardımcı işlerde alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için yardımcı işin işletme ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerekmemektedir. Çünkü İş Kanunu m. 2/7’ ye göre “İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere devredilemez.” Bu hükmün karşıt kavramından yardımcı işlerin söz konusu sınırlama olmaksızın taşeronlara verilebileceği sonucuna varmak gerekmektedir. O zaman söz konusu sınırlama sadece asıl işler bakımından uygulanacaktır.

            ‘İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren iş’ ölçütünün bir bütün olarak mı yorumlanacağı yoksa bölünebilir olduğunun mu kabul edileceği iş hukuku öğretisinde tartışmalı olmakla birlikte yüksek mahkeme bu hususları bir bütün olarak değerlendirmiş ve Yargıtay 9 HD. 2011/15396 E. 2011/27299 K. sayılı kararında, “Alt işverene yardımcı işin verilmesinde bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümü ancak teknolojik nedenlerle uzmanlık gereken işin varlığı halinde verilebilecektir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde asıl işveren alt işveren ilişkisini sınırlandırılması yönünde yasa koyucunun amacından da yola çıkılarak asıl işin bir bölümünün alt işveren verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada olması gerektiği belirtilmelidir. İş Kanunu’nun 2. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında tamamen aynı biçimde “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliği’nin 11. maddesinde de asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.” diyerek kendi görüşünü ortaya koymuştur.

            Süzek’in de aralarında bulunduğu bir grup yazara göre; İK m. 2’de yer alan bu koşulun bölünmesi mümkün olmayan bir bütün olarak düşünülmemesi daha uygun olacaktır. Onlara göre işveren işletmenin ve işin gereği olan veya teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işleri alt işverene verebilmelidir. Çünkü bu koşulun bir bütün oluşturduğu görüşü esas alınırsa, işverenin alt işverene iş verebilmesi için hem işletme gereklerini varlığı yani işverenin ekonomik güçlük ve rekabet gerekleri ile karşı karşıya kalması hem aynı zamanda teknolojik gereklerin bulunması ve bunlara ayrıca uzmanlık gerektiren bir işin olması koşulunun eklenmesi gerekecektir. Bu koşulların aynı zamanda ve aynı olayda bir arada gerçekleşmesinin güçlüğü ortadadır. Böyle bir aşırı kısıtlama, çalışma yaşamında duruma göre haklı olarak ihtiyaç duyulan ve iyi niyetle yapılabilecek alt işveren sözleşmesinin kurulmasını da olanaksız hale getirebilir.

            Önemle belirtmek gerekir ki ‘işletmenin ve işin gereği’ ölçütü dar yorumlanmalıdır. Aksi takdirde alt işveren sözleşmelerini sınırlama gayesi güden yasanın amacından uzaklaşılmış olur. Alt işveren ilişkilerinde esas sorun, kimi işverenlerin hiçbir işletme gereği veya teknoloji ve uzmanlık gerekleri söz konusu olmaksızın sırf maliyeti düşürmek ve daha ucuz işçi çalıştırmak için alt işverenlere iş vermesi ve muvazaalı alt işveren ilişkisine girmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. ‘İşletmenin ve işin gereği’ ölçütünün dar yorumlanmasıyla bu sorun bertaraf edilebilir. Sırf maliyet düşürmek ve daha ucuz işçi çalıştırmak İK 2/6 anlamında işletme gereği sayılmaz.

            Alt işverene iş verilmesi sürekli hale gelmemeli ve işletme gereğinin süresi ile sınırlı bulunmalıdır. Örneğin ekonomik güçlük ortadan kalktığında veya siparişler yerine getirildiğinde taşeron uygulaması da sona erdirilmelidir. Bu koşullar ortadan kalktığı halde alt işveren uygulaması makul bir süreyi aşarsa, taşeron işçileri alt işverenin işçisi olarak kabul edilmemeli, asıl işverenle iş ilişkisinin kurulduğu sonucuna varılmalıdır.

 e) İşçilerin Sadece Asıl İşverenin İşyerinde Çalışması

             İş Kanunu m. 2/6’ daki “bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren” ifadesinden söz konusu koşulun varlığını anlamaktayız. Ancak alt işverenin işçilerini sadece asıl işverenin işyerinde çalıştırması koşulu, alt işverenin başka yerde hiç işçi çalıştıramayacağı şeklinde yorumlanamaz. Önemli olan husus, asıl işverenden alınan iş için görevlendirilen işçilerin sadece asıl işverenin işyerinde istihdam edilmesidir. Nitekim Yargıtay 9 HD. 1990/11890 E. 1991/3190 sayılı kararında “…bankanın tüm temizlik işlerinin bir bütünlük içinde kendi işçileri ile ve kendi güvenlik ve denetimi altında müteahhit şirket tarafından yapılacağı anlaşılmaktadır. Bundan başka adı geçen müteahhidin işçilerine münhasıran bu işyerinde çalıştırmak zorunda olmadığı, başka işyerlerinde temizlik işlerini yapabileceği ve işçilerini değişik işyerleri arasında değiştirebileceği tesbit edilebilmektedir. …Bu durumda ve işin özelliği itibariyle müteahhit şirketin olayda, 1475 sayılı İş Kanununun 1. maddesinin son fıkrasının(şimdi 2/6) “bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alanı ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işveren” hükmünün kapsamında bulunmadığı sonucuna varmak gerekir.” şeklinde bir sonuca varmıştır. Aynı daire 1992/6240 E. 1992/7357 K. sayılı kararında ise “…Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının davalı İskender Albert Butros’un işçisi olmadığı, İskender ile aralarında hizmet akdi bulunmadığı, İskender’e ait malları gemilere yükletilme ve boşaltma işlerini yapan diğer davalı Antuan’ın işçisi olduğu Antuan’ın da İskender’e ait belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan tali işveren durumunda bulunmadığı, dışarda Güney Transit adıyla başkalarına ait gemilerden de tahmil ve tahliye işlerini yapan müstakil bir firma durumunda olduğu anlaşılmaktadır. Böyle olunca davalı İskender’in davacının işçilik haklarından sorumlu olmaması icap eder.”  Şeklinde hüküm kurmuştur.

 Alt İşverenin İşçilerine Karşı Asıl İşverenin Müteselsil Sorumluluğu

             İş Kanunu 2/6’ ya göre “Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” Kanunkoyucu bu düzenleme ile taşeronların az sermayeli ve mali bakımdan güçsüz olmaları, çalıştırdıkları işçilerin ücret ve diğer haklarını ödeyemeyecek duruma düşmeleri ihtimaline karşı bu işin yapılmasında yararı bulunan asıl işvereni de sorumlu tutmak suretiyle işçileri korumayı amaçlamıştır. Yargıtay 9 HD. 1993/5757 E. 1993/15708 K. sayılı kararında “…İş kazasının meydana geldiği fabrika binası inşaatı işini davalılardan (A) A.Ş. üstlenmiş ve binanın çatı inşaatını diğer davalı (B) Kollektif Şirketi’ne vermiştir. Kazalı işçi taşaron firma (B) Kollektif Şirketi’nin taşaronu A.Ş.’nin işçisidir. Şu duruma göre (A) A.Ş. asıl işveren olup, olayda herhangi bir kusuru bulunmasa dahi İş Kanunu’nun 1/son(şimdi 2/6) maddesi uyarınca, alt işveren’le birlikte müteselsilen sorumludur….” demiştir. Aynı yönde yine 9 HD. bu sefer 2001/18581 E. 2001/17882 sayılı kararında “…Dosyadaki bilgi ve belgelerden davalı işverene ait işyerinde işin bir bölümü olan hizmet binasının temizlik işini ihale ile alan yüklenici işinde münhasıran çalıştığından 1475 Sayılı İş Kanununun 1/son maddesi uyarınca asıl işveren durumunda olan Tedaş Denizli Elektrik Dağıtım Müessesesi dava konusu alacaklardan sorumludur….” yönünde hüküm kurulmasını istemiştir.

            Önemle belirtmek gerekir ki, asıl işverenle alt işveren aralarında sözleşme yaparak işçiler için getirilen söz konusu korumayı yani müteselsil sorumluluk kuralını bertaraf edemezler. Yargıtay 9 HD. de isabetli olarak 1988/517 E. 1998/3080 K sayılı kararında “…her ne kadar davacı davalılarda Y.K.’nin işçisi ise de, işin görüldüğü işyerinin sahibi olan L. A.Ş.’de asıl işveren durumunda olup, işyerinde meydana gelen iş kazasından dolayı tabi işveren Y.K. ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulması gerekir. Davalılar arasında imzalanmış bulunan teknik şartnamenin 6. ve 7. maddeleri de, her türlü sorumluluğun, işi yapan firmaya ait olacağı kararlaştırılmış ise de, bu hükümler davacıyı bağlamaz. Ancak, davalılar arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirir. Esasen, İ.K.’nun az önce anılan hükmü kamu düzenine ilişkin olup işçi aleyhine değiştirilmesi mümkün değildir. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulaması da bu doğrultudadır….” düşüncesini benimsemiştir.

            İşçi, alacağı için işverene başvurduğu takdirde ödemeyi yapan işverenin alt işverene rücu hakkı saklıdır. Ancak hak sahibi işçiye işçilik alacaklarını ödeyen asıl işverenin taşerona karşı rücu edebileceği miktar bunlar arasındaki sözleşmede düzenlenebilir. Nitekim Yargıtay HGK. 2004/11-254 E. 2004/295 K. sayılı kararında “…Taşeron ile asıl işveren arasındaki bir düzenlemeyi içermeyen 1475 sayılı Yasanın 1/son(şimdiki 2/6)  maddesinin dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Uyuşmazlığın, davacı ile davalı arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin V. maddesinde davacı asıl işverenin davalı yükleniciye karşı nelerden sorumlu olduğu, VII maddesinde de, davacı tarafından yapılacak ödemeler açıkça belirtilmiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak, dava konusu ihbar, kıdem ve deprem tazminatından hangi tarafın, ne miktarda sorumlu olduğunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir….” yönünde karar vermiştir.

            Kuşkusuz asıl işverenin müteselsil sorumluluğu alt işverenin işçisinin onun işyerinde çalıştığı süreyle sınırlıdır. Yargıtay 9 HD 2001/19790 E. 2001/3151 K. sayılı kararında “…Nurol A.Ş.nin(asıl işveren) sorumluluğu… Mensoy A.Ş.ne(taşeron) işin verildiği tarihten itibaren başlar. Daha önceleri için her iki şirket arasında bir bağlantı bulunmadığından bu şirketi tüm hizmet süresi için sorumlu tutmak mümkün değildir. O halde kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.” şeklinde hükme vararak asıl işverenin sorumluluğunun süre bakımından sınırını belirtmiştir.

 Asıl İşveren- Alt işveren İlişkisinin Kurulmasının Sınırları

 1)     Yasada Yer Alan Sınırlar

 a-    Asıl İşverenden Devralınan İşçilerin Haklarının Kısıtlanamaması

             İş Kanunu m. 2/son’ a göre “Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz”. Bu hüküm uyarınca alt işveren asıl işverenin işçilerini işe alabilecek ancak bu işçilerin haklarını kısıtlayamayacak yani aynı veya daha iyi ücret ve çalışma koşullarıyla çalıştırmaya devam ettirecektir.

 b- İşyerinde Çalıştırılan Kişilerle Alt İşveren İlişkisinin Kurulamaması

             İş Kanunu m. 2/son’ da yer alan diğer bir sınırlamaya göre ise “daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz”. Gerçekten uygulamada bazı işyerlerinde işçilerin işveren tarafından taşeron olarak görevlendirildiği, hatta bazı hallerde bu kişilere şirket kurulup ihale yoluyla bunlara iş verildiği görülmektedir. Kanunkoyucu bu düzenleme ile söz konusu uygulamaları bertaraf etmeyi, işçinin işten ayrılıp muvazaalı bir şekilde alt işveren olarak aynı iş yerinde işi yürütmesinin ve bu yolla sendikasız ve/veya düşük ücretli işçi çalıştırılmasının önüne geçmeyi amaçlamıştır.

            Önemle belirtmek gerekir ki, İş Kanunu 2/son’ da yer alan bu sınırlama katı bir biçimde yorumlanmamalıdır. Zira bu hükmün katı bir şekilde yorumlanması suretiyle taşeronların hiçbir şekilde eski işyerlerinde iş alamayacakları sonucuna varılması anayasanın 48. maddesindeki girişim ve sözleşme özgürlüğünü ihlal etmek suretiyle anayasaya aykırılık teşkil edebilecektir. O vakit örneğin, işçi işyerinden ayrıldıktan sonra aradan uzunca bir zaman geçmiş ve artık gerçekten bir girişimci olarak faaliyet göstermeye başlamışsa, somut olayın özelliği gereği eski işçinin o işyerinde taşeron sıfatıyla tekrar işe başlaması durumunda ortada bir muvazaa bulunmadığı sonucuna ulaşmak gerekir. Bununla birlikte kanunkoyucunun amacı da daha önce o işyerinde çalışanların aynı işyerinde taşeron olmalarını mutlak bir şekilde engellemek değil muvazaalı uygulamaları önlemektir. İş Kanunu 2/son’ da yer alan ve muvazaa teşkil eden durumlar adi yani aksi ispatlanabilen yasal karinedir. Nitekim madde metninde “Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek…” denilmek suretiyle bu sınırlamalar kesin birer karine olarak görülmemiş ve işverence yasal karinenin aksinin iddia ve ispat edilmesinin yolu açılmıştır.

 c- Asıl İşin Bölünememesi

                      Yine İş Kanunu’nun 2. maddesinin son fıkrasına baktığımızda “İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez”. Uygulamada işverenler iş yerlerinde, hatta iş yerinin bir bölümünde, işletme ve iş gereği ya da teknolojik bir gerek olmaksızın işi bölmekte ve bölünen işin bir kısmını muvazaalı şekilde alt işverenin işçisi olarak gösterilen işçilerine gördürmektedir. Bu düzenleme ile işverenin kendi işçilerini daha iyi çalışma koşullarında çalıştırması veya toplu iş sözleşmesinden yararlandırması buna karşılık taşeron işçisi olarak gösterilenleri bu haklardan yoksun bırakması mümkün olmayacaktır.

 2) Genel Olarak Bu İlişkinin Muvazaaya Dayanması

             İş Kanunu 2/son’da bahsedildiği gibi, alt işveren ilişkisinde ortaya çıkabilecek muvazaa halleri sadece yukarıda sayılan hallerle sınırlı değildir ve bu hallerin dışında da bu ilişkinin muvazaalı işleme dayandığı iddia ve ispat edilebilir. Ancak bu durumda yasal bir karine söz konusu olmadığından muvazaayı ispat yükü işçiye düşecektir. Örneğin Yargıtay bir kararında (Yargıtay 9 HD 1996/18799 E. 1996/20485 K.) “…Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının davalıya ait işyerinde sürekli işlerde uzun süredir çalıştığı anlaşılmaktadır. Ancak hizmet akdi davalı ile değil, taşeronla yapılmış ve kısa sürelerle taşeron olarak görünen kişi değiştiği halde davacı işini aynen ve aralıksız olarak sürdürmüştür. Davalı ile taşeron adı verilen kişi arasında yapılan sözleşmelerde, işçinin işe alınması, nitelikleri, işten çıkarılması ve ücretlerinin belirlenmesi konularında tüm yetkiler davalı kuruma tanınmıştır. Aynı işyerinde doğrudan davalı tarafından çalıştırılan işçiler de bulunmakta ve işyerinin çalışma düzeni ile ilgili talimatlar doğrudan davalı tarafından verilmektedir. Bütün bu olgular davacının gerçekte davalının işçisi olduğunu, asgari ücretle çalıştırılabilmesi için görünürde bir taşeronun aracı olarak gösterildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim bu doğrultudaki uygulamalar, Dairemizin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun kararları ile muvazaalı ve işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanmasını engelleyici kanuna karşı hile olarak kabul edilmiştir….” yönünde karar vermiştir. Söz konusu olay, İş Kanunu 2/son’ da sayılan muvazaa teşkil eden hallere girmemektedir. Burada işçi alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu birtakım deliller ile ispatlamıştır.

 3) Muvazaalı Alt İşveren İlişkisinin Yaptırımı

             İş Kanunu m. 2/son’ da muvazaalı alt işveren ilişkisinin yaptırımı olarak “alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler” ifadesine yer verilmiştir. Hükmün lafzı açıktır ve muvazaalı taşeron ilişkisine muhatap olan işçiler başlangıçtan itibaren taşeronun değil asıl işverenin işçisi sayılacak ve yasadan, toplu iş sözleşmesinden iş akdinden vb. hukuk kaynaklarından doğan haklarını asıl işverenden talep edebileceklerdir.

Bu derlemeden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

“4857 Sayılı İş Kanunu Çerçevesinde Alt İşveren Kavramı” başlıklı derlemenin tüm hakları yazarları Stajyer Avukat Görkem AYYILDIZ , Avukat Ayşen GÜLER ve Avukat Metin ÖZDERİN’e  aittir ve makale, yazarlar tarafından Özderin Avukatlık Bürosu (http://www.metinozderin.av.tr) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates