15 Eylül 2019 - Pazar
Basın Duyuruları
Anasayfa » Makaleler » Ticaret ve Şirketler Hukuku » ABD Ticaret Hukukunda Temel Kavramlar

ABD Ticaret Hukukunda Temel Kavramlar

 

3. Yönetsel Kuruluşların Fonksiyonları

Federal ve eyalet sistemi birbirine benzer olup, yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşmaktadır. Yasama organında görev yapan kişilerin seçimle iş başına gelmelerine rağmen, yönetsel kuruluşta görev yapanlar, atama usulü çalışırlar. Yönetsel kuruluşlarda görev yapan üst dereceli görevliler, Kongrenin kabulü ile Başkan tarafından atanırlar[232].

Yönetsel kuruluşların da yasama ve yargısal içerikli işlemleri bulunmaktadır[233]. Yönetsel kuruluşların yargısal nitelikte olan işlemleri, genelde yönetimin denetleme fonksiyonundan kaynaklanan hususlara ilişkindir. Yargısal nitelikte olanlar ise, genelde kendi görev alanına ilişkin, üst normlar tarafından tanınan yetkiler çerçevesinde, kural koyma işlemlerini kapsar[234].

4. Bilmek Hakkı(Right to Know)

Yönetsel kuruluşlar yapmış oldukları faaliyetlere ilişkin olarak, kamuoyunu bilgilendirmek zorundadırlar. Yönetsel kuruluşların bu yükümlülüğüne, “right to know”[235](bilmek hakkı) adı verilmektedir. Bu hak[236]; (1) yönetsel kuruluşlarca tutulan kayıtların açık tutulması, (2) toplantıların açık yapılması, (3) kuruluşların yapacakları her türlü düzenlemeleri ve çalışmaları ilan etmeleri, hususlarını içerir.

Bilmek hakkına ilişkin olarak, federal bir düzenleme olan “the Administrative Procedure Act(APA)”[237] çıkarılmıştır. Eyaletler de bilmek hakkına ilişkin olarak yapmış oldukları düzenlemelerde, kısa adı “APA” olan bu düzenlemeye geniş yer vermişlerdir. Bu düzenleme içerisinde, yönetsel kuruluşların işlemlerine ilişkin kayıtlarını ne şekilde yapmaları gerektiği ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Örneğin, bu düzenlemeler gereği, ticari işletmelere ilişkin olarak tutulan kayıtların, herkese açık olması, ticari sır ilkesini ihlal etmez[238].

“The Freedom of Information Act”[239] adı verilen diğer bir federal düzenlemeye göre, “open records”[240](kayıtların açıklığı) ilkesi, federal ve eyalet yönetsel kuruluşlar tarafından tutulan kayıtların, talep edilmesi halinde verilmesini ve gösterilmesini gerekli kılar. Bu düzenlemenin temel amacı, yönetsel kuruluşları kamu araştırmasına, incelemesine ve denetimine açık tutmak ve şeffaf hale getirmektir[241]. Bu temel düzenleme sonrası, kişilerin bilgi almasını engelleyen düzenlemelerin kaldırılması yoluna gidildi[242]. Özellikle eyaletler bu tür düzenlemeler yaparken, kişilerin özel hayatının gizliliği hakkını korumayı ve bu hakkın ihlalini sağlayacak, bilgilendirmeleri engellemeye yönelik istisnai hükümler koymuşlardır. Tüm bu sınırlamalara rağmen, bilgilendirme özgürlüğü(freedom of information)[243] alanı genişletildi.

Kamu soruşturmalarına konu olan olayların, büyük bir gizlilik içerisinde yürütülmesi, soruşturmaya konu olan bilgi ve belgelerin soruşturma süresince açıklanmaması, bilgilendirme özgürlüğünü ihlal etmez[244]. “The Freedom of Information Act” esas itibarıyla, yönetsel kuruluşların faaliyetlerinin ve ilişkilerinin açık ve şeffaf olmasını sağlamak, böylelikle kamu denetimini sağlayarak, yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin önüne geçmeyi amaçlamaktadır[245]. Bu yüzden, düzenleme hükümleri liberal bir anlayış içerisinde yorumlanmakta, yönetsel kuruluşlar iyi niyetli çalışmalar yapmak suretiyle, bilgilendirme hakkının uygulama alanını genişletmektedirler[246].

5. Yönetsel Kuruluşların Yasama Yetkileri

Yönetsel kuruluşlar ticari ve sınai hayatın belirli bir kısmını düzenlemek için, bir takım sınırlı düzenlemeler yapma yetkisine sahiptir[247]. Yönetsel kuruluşun bu yetkilerine, yönetimin yasama yetkisi adı verilir. Yönetsel kuruluşlar kendi görev alanlarına giren konular da, bu düzenleme yetkisini kullanabilirler[248]. Kongre, çıkarmış olduğu düzenlemelerle, yönetsel kuruluşun kural koyma alanını da belirler[249]. Eğer yönetsel kuruluşa bu tür bir düzenleme yetkisi verilmemişse ve yönetsel kuruluş buna rağmen düzenleme yapma yoluna gitmişse, bu düzenlemeler iptal edilebilecektir. Ancak bu düzenlemeler mahkemece iptal edilinceye kadar, geçerli olarak uygulanmaya devam edecektir[250].

Yönetsel kuruluşlar tarafından yapılacak düzenlemeler daha ziyade, bir kanunun uygulanması ve yorumlanmasına yöneliktir[251]. Örnek olarak, sağlık komisyonu(health commission) yönetsel bir kuruluş olup, halk sağlığını korunmasına ilişkin olarak teferruatlı düzenlemeler yapabilir. Yönetsel kuruluş, kendi kuruluş kanunu dışında düzenleme yapma yetkisi bulunmamaktadır. Yönetsel kuruluş, çağdaş yönetim ilkelerinin uygulanmasında, teknolojik yeniliklerden de istifade eder ve gerekli düzenlemeler yapabilir[252]. Örneğin “The Federal Trade Commission(FTC)” bu konuya ilişkin olarak yapmış olduğu çalışmalar, uzman kişilerce büyük bir titizlik içerisinde hazırlanarak, bilgilendirme hakkının uygulama alanı genişletilmeye çalışılmaktadır.

Yönetsel kuruluşlar tarafından çıkarılan düzenlemeler, yönetimin yayın organı olan ve “the Federal Register Act”[253] adı verilen düzenleme gereğince oluşturulan, “the Federal Register”[254] tarafından yayınlanır. Bu yayın organı haftada beş gün çıkarılır ve tüm yönetsel düzenlemeler, başkanlık ilanları, yönetsel emirler ve diğer yönetsel işlemler burada yayınlanır[255]. Bu yayın organında yönetsel düzenlemelerin yayınlanması, ilgili kişilerin bilmesi için yeterli sayılmaktadır. Bir başka deyişle, yayın tarihinden sonra ilgili kişiler bunları bilmediklerini ileri süremezler. Düzenlemede aksi kararlaştırılmamışsa, yayın tarihinden itibaren 30 gün sonra yürürlüğe girer[256].

“The Sunshine Act of 1976”[257] adı verilen düzenleme, yönetsel kuruluşların çoğu toplantısını kamuya açık olarak yapması gerektiğini düzenlemiştir. Bu düzenlemenin konusu, yönetsel kuruluşların faaliyetlerini kamuya göstermek suretiyle, yapacakları yanlış ve usulsüzlükleri önlemek ve bu hususlar da kamuyu bilgilendirmektir[258].

6. Yönetsel Kuruluşların Yönetsel Yetkileri

Çağdaş anlamda yönetsel kuruluşların fonksiyonu, kanunları uygulamak ve ihlal edenlere karşı usul işlemleri yürütmektir. Yönetsel kuruluşlar gerek kanunların uygulanmasında, gerekse kanunları ihlal edenlere usul işlemlerini yürütmekte, kendi kuruluş kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kalmak durumundadır. Yönetsel kuruluş kendi kuruluş kanunu içerisinde kalmak kaydıyla, konusuna giren her türlü faaliyeti icra etme yetkisine sahiptir. Bu hususa ilişkin olarak, kanunu ihlal eden kişilerin yargıya intikal ettirilmeleri için, her türlü inceleme, araştırma, soruşturma yapma, gerekli bilgi ve belgeleri toplama, usul işlemlerini yürütme yetkisine sahiptir[259]. Bu bağlamda hukuk( law)kavramı, mahkeme kararları ve kanunlar gibi yönetsel kuruluşlar tarafından esas alınan tüm düzenlemeleri içine alır. Bu hususa ilişkin olarak çıkarılan, “the Federal Antitrust Civil Process Act”[260] düzenlemesi, yönetsel kuruluşların faaliyet alanını gösteren bir federal düzenlemedir. Bu düzenleme gereğince, “the Antitrust Division of Department of Justice” adı verilen bir kurul oluşturmuştur[261]. Bu kurul avukatlardan teşekkül etmiş olup, antitrustla ilgili şikayet dilekçelerini inceler ve rapor hazırlar[262].

Yönetsel kuruluşların icrai yetkilerine ilişkin olarak bir çok düzenleme bulunmaktadır[263]. Yönetsel kuruluş yapmış olduğu denetim ve incelemelerde, yanlış olan yada düzenlemeleri ihlal eden bir durumun varlığını tespit ederse, bu hususa ilişkin olarak gerekli belge ve diğer delillere ulaşırsa, bunları düzenleyip, mahkemeye suç duyurusunda bulunabilir[264].

Başta Anayasa olmak üzere, federal düzenlemeler de, yönetsel kuruluşların araştırma ve denetim yapma yetkisini kısıtlayan veya engelleyen sınırlamalar bulunmamaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, yönetsel kuruluşlar bu denetim ve araştırma gibi yönetsel yetkilerini kullanırken, anayasal teminat altında olan kişi haklarına, özellikle de özel hayatın gizliliğinin korunmasına dikkat etmek durumundadırlar[265]. Yönetsel kuruluş özel hayata ilişkin olarak araştırma yetkisini, mahkeme izni alarak yapabilir. Ancak gizli bir tehlike hali ve onarılması mümkün olmayan zararlar husule gelebilecek derecede ciddi olaylar söz konusu ise, mahkeme izni olmadan da araştırma yapılabilir(inspection of premises)[266].

Halka açık alanlarda, yönetsel kuruluşlar tarafından tespit edilen suç unsurları üzerine araştırma yapma halinde de, mahkeme iznine ihtiyaç duyulmamaktadır[267]. Örneğin devriye halinde bir polis görevlisi, pencereden silah veya uyuşturucu satıldığını görse, mahkeme iznini beklemeden olaya müdahale edebilir ve mahkeme izni(warrant) olmadan evde araştırma yapabilir. Yönetsel kuruluşlar benzer durumları varlığı halinde, bu yetkilerini çok dikkatli kullanmak durumundadırlar. Mahkemeler tüm bu hususlar da, özel hayatın gizliliğinin korunmasına azami derece de dikkat etmektedirler[268]. Başta anayasa olmak üzere bu hususa ilişkin bir çok düzenleme, makul olmayan ve haksız olan araştırma ve incelemelere karşı kişisel korumayı garanti altına almıştır.

7. Yönetsel Kuruluşların Yargısal Yetkileri

Yönetsel kuruluşa, kendi görev alanı ile ilgili konularda kişi ve kuruluşların düzenlemeleri ihlal edip etmediklerini tespit etmek amacıyla, yargısal nitelik arz eden yetkiler de verilmiş bulunmaktadır[269]. Örneğin kısa adı NLRB(National Labor Relations Board) olan işçi kuruluşu, yasaklanmış olan bir uygulamanın yapılıp yapılmadığını tespit edebilir[270]. Yine kısa adı FTC(Federal Trade Commission) olan ticari komisyon, ticari uygulamalarda haksız rekabet hallerinin tespit edebilir. Ancak bu ve benzeri yönetsel kuruluşlara verilen yetki, sadece olayı tespite yönelik bir yargısal işlemdir. Bunların mahkemeler gibi tam yargısal fonksiyonu bulunmamaktadır.

Yönetsel kuruluşun tespit yetkisi yanında, müeyyide uygulama yetkisi de bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yönetim düzenlemelerin ihlal edildiği sonucuna varırsa, kişilere para cezası ve bir takım zorlayıcı cezalar verme yetkisi de bulunmaktadır[271]. Eğer düzenlemeleri ihlal eden kişilere verilen karar ve cezalar yerine getirilmezse, yönetim kişileri mahkemeye de verebilir. Ayrıca yönetsel kuruluşun eylem ve işlemlerini haksız ve düzenlemelere aykırı bulan kimseler de mahkemeye, yönetsel işlemin iptali için gidebilir. Yönetsel kuruluşların bu konulara ilişkin olarak vermiş olduğu kararlara “administrative action” adı verilir[272]. Yönetsel kuruluşlar kendi yaptıkları düzenlemelerde “administrative action” adı verilen kararlara karşı kişilerin yargısal yollara başvuracaklarını belirtmişlerdir. Yargısal yolla itirazlarını dile getirecek kimseler, yönetsel kuruluş kararında menfaati olanlar yada karardan dolayı zarar gören kimselerdir. Yönetsel kuruluşun kararından dolayı zarara uğrayan kimseler bunu mahkemede ispat ederlerse, yönetimin sorumluluğu yoluna da gidilebilir[273].

 

VI. Uluslar Arası Ticaret

Ticari organizasyonların, yabancı ülkelerde yapmış oldukları ticari faaliyetlerin başarısı veya başarısızlığı, ilgili ülkelerin gümrük ve diğer ticari düzenlemelerinin doğru olarak bilinmesine ve uygulanmasına bağlıdır[274].

1.Genel Olarak

Ticari hayat rekabete dayanmaktadır. Bu rekabet uluslar arası ticarette kendisini daha iyi hissettirmektedir. Şirketler yerli üretimle, diğer ülkelerin üretimlerine karşı rekabet etmek durumundadır. Japon otomobilleri, Alman çeliği, Taiwan tekstili ve Çin bakırı Amerikan şirketleri tarafından ithal edilen mallardır. Bu ülkelerin bazılarında, haksız ticari uygulamalar diyebileceğimiz, bir takım uygulamalar söz konusu olabilir. Amerikan antitrust ve antidumping düzenlemeleri veya uluslar arası ticari anlaşmalar ihlal edilebilir.

Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, uluslar arası ticaretin belli kurallar ve organizasyonlarla yapılması gereği ortaya çıkmaktadır[275]. Ülkeler bir araya gelerek, anlaşmalar, konferanslar yapmaktalar ve bu amaca matuf organizasyonlar teşekkül ettirmekteler[276].

Bir mal yada hizmet üretildiği ülke sınırları içerisinde alınıp satılıyorsa, satım işlemine uygulanacak tek düzenleme iç hukuk düzenlemesidir. ABD’de bu satım işlemi eyaletler arasında yapılırsa, bu satım sözleşmelerine, ABD sözleşme düzenlemeleri ile “the Uniform Commercial Code” düzenlemesi uygulanır. Ancak uluslar arası bir satım sözleşmesi ise, ihraç eden devletin mi, yoksa ithal eden devletin mi, kanunlarının uygulanacağını tespit önemli bir sorundur. Uluslar arası satım sözleşmesine konu olan taraflar bu hususları aralarında yapacakları düzenlemeler ile belirleyebilirler. Bu düzenleme haline “a choice of law clause”[277] adı verilmektedir.

Geleneksel muhakeme usulü, uluslar arası ticari uyuşmazlıkların çözümünde, fazla zaman tüketimi, masraf ve diğer sebepler yüzünden taraflarca istenmeyebilir. Bu yüzden taraflar, sözleşmede belirtecekleri usul ve esaslar dairesinde, aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözebileceklerini kararlaştırabilirler[278].

Amerikan şirketlerinin yabancı ülke topraklarında karşı karşıya olduğu değişik ve aleyhte tahkim kuralları bulunmaktadır. Örneğin bir Amerikan şirketinin, Çin devletinde Çinli bir organizasyonla yapmış olduğu ticarete ilişkin olarak çıkacak ihtilaflarda tahkim yoluna gidilebileceğine karar verilebilir. Ayrıca uyuşmazlığa Çin tahkim kurallarının uygulanacağı da belirtilebilir. Bu halde yani Çin tahkim kurallarına göre, uyuşmazlığa sadece Çin hukuku uygulanacak ve Çinli hakim ve avukatlar davada hazır bulunacaktır. Bu durum karşı tarafın Amerikan şirketi olması halinde de değişmeyecektir.Bu durum Amerikan şirketlerinin aleyhine olabilecektir. Uluslar arası ticari ilişkilerde buna benzer sorunlar yaşanabileceği için, taraflar daha ziyade, tarafsız üçüncü ülkenin tahkim kurallarına yollama yapmaktadırlar.

Bir tahkim anlaşması taraflara karar verme prosedürü üzerinde, büyük bir kontrol etme yetkisi verir. Taraflar uygulamada daha ziyade, uyuşmazlığı çözebilecek bilgi birikimine sahip, yabancı dil yeteneği olan kimseleri hakem olarak tercih etmektedirler[279].

Uluslar arası ticarette ortak kullanılan para birimi olmadığı için, ödemenin ne şekilde yapılacağı ve paranın ne şekilde kullanılacağı önemli bir problem oluşturmaktadır[280]. Uygulamada her ne kadar ticari alışverişler dolar üzerinden belirleniyorsa da, taraflar yapacakları anlaşma ile bu hususu da kararlaştırabilirler[281]. Genellikle tercih edilen yol ise, “a letter of credit”[282] adı verilen usuldür. Bu işlemde alıcı, satıcıya “a letter of credit”(kredi mektubu) vermektedir[283]. Bu kredi mektubunu alıcı bir bankadan almaktadır. Kredi mektubu satıcıya, ödemenin yapılacağını taahhüt etmekte ve satım işlemi tamamlanınca da, banka bedeli satıcıya ödemektedir. Bazı hallerde, devletin hazinesi de bu kredi mektubunu verebilir[284].

Share

Cevapla

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates