25 Eylül 2018 - Salı
Basın Duyuruları
Anasayfa » Genel » Denizli Asliye Mahkemesinden Gezi’de İnsan Hakları Dersi

Denizli Asliye Mahkemesinden Gezi’de İnsan Hakları Dersi

 Denizli Gezi Davası sonuçlandı. Dokuz sanığın beraatı ile sonuçlanan davada, Hakim Haki Öncü, kararında sanıkların demokratik haklarını kullandığını vurgularken, demokrasinin tanımından ileri demokrasinin nasıl algılanması gerektiğine, Erdal Eren’den Muhsin Yazıcıoğlu’na, Sebahattin Ali’den Nazım Hikmet’e ve Ahmet Kaya’dan Berkin Elvan’a örnekler verdi.

Denizli Cumhuriyet Savcılığı’nın 09.07.2013 tarih ve 2013/5343 esas sayılı iddianamesi açılan dava 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Doğukan Ertan, Ali Şimşek, Kerem Yıldırım, Güldane Pekdoğan, Recai Altuntaş, Cem Dikmen, Cüneyt Çelik, Süleyman Can Bayram ve Mustafa Kaykan’ın “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma” ile suçlandığı davanın son duruşması bugün yapıldı.

 DEMOKRASİNİN ANLAMI

 Hakim Haki Öncü, duruşmanın sonunda”gereği düşünüldü” diye söze başlayarak, demokrasiden örnekler verdiği hükmü açıkladı. Demokrasinin kelime anlamını anlatan Hakim Öncü, şöyle devam etti:”Demokrasinin kelime anlamı; tüm üye veya vatandaşların organizasyon veya politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimi olarak tanımlandırılır. İleri demokrasi ise; 21.’nci yüzyılın teknolojisini kullanarak demokrasiyi geliştirmeyi amaçlamak, bunun için basın özgürlüğü, fikir ve düşünce özgürlüğüyle ifade özgürlüğü konularında ileri düzeyde çaba sarf ederek insanların özgürlük sınırlarının artırılması çabasının güdüldüğü bir yönetim biçimi olacaktır, daha doğrusu olmalıdır.

 SANIKLAR AYDIN TOPLULUĞU

Toplantı ve gösteri yürüyüşü yaptıkları ileri sürülen ve sanık olarak yargılanan bu kişilerin eğitim durumları incelendiğinde ağırlıklı olarak üniversite mezunu ve aydın olarak nitelendirilebilecek bir topluluk olduğu görülecektir. Sanıkların dosya kapsamı ve delil durumu incelendiğinde bir araya gelme, toplanma ve basın açıklaması yama düşüncelerindeki amaç, daha önceden yapılan farklı zaman ve yerlerdeki gösteri yürüyüşlerine, güvenlik güçlerince orantısız güç kullanılması neticesi birden çok göstericinin ölmesine duyulan üzüntünün dile getirilmesine çalışıldığı ve bu toplanma amacının demokratik tüm ülkelerde olağan bir davranış olduğu aşikardır

 ÖLÜMDEN SONRA İADEYİ İTİBAR VERİLİYOR

Ülke tarihimize baktığımızda daima farklı düşünen değerlerin ağırlıklı olarak ölümleri sonrasında zenginlik olarak kabul edildikleri, yaşarken tehlike olarak görünen bu kişilerin ölüm ile birlikte iadeyi itibarlarının verilmesine çalışıldığı, hatta ülkemiz dışında olan bazı mezarların getirilmesinin çabalandığı görülmektedir.

 12 Eylül 1980 ihtilali öncesinde halkın özgürlüğü için mücadele ettiğini söyleyen sol görüşlü gençlerle devletin bekaası için mücadele ettiğini söyleyen ülkücü gençlerin binlercesi bir oyun sonucu yok olmuştur. Oysa ki, her iki farklı düşüncede olan gençliğin amacının bir bütün olarak Ulu Önder Atatürkümüzün söylediği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmiş medeniyetler seviyesine ulaştırmak, insanların insanca sosyal ve ekonomik yönden daha iyi şartlarda yaşamasını amaçlayan bir düşünce için mücadele ettikleri görülmüştür.

 ERDAL EREN’DEN BERKİN ELVAN’A ÖRNEKLER

Yaşanan darbe sonrasında 17 yaşında farklı düşünüyor diye asılan Erdal Eren’in ardından yazılan ‘Son Bakıştaki O Gözler Kaldı Aklımızda” şarkısını dinler, farklı düşündüğü için rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na Mamak Cezaevi’nde yapılan işkenceleri dile getirdiği “Üşüyorum” şiirini okudukça yapılan zulümlere yanar, farlı düşünüyor diye yazar Sabahattin Ali’yi Istıranca Dağları’nda öldürdüğümüze yanar, farklı düşündüğü için ülkemizden kaçmak zorunda kalan Nazim Hikmet’leri Ahmet Kaya’ları başka ülkelerdeki mezarlarında ziyaret eder, çiçek bırakır, Fatiha okur, son olarak da Gezi Parkı protestoları sırasında polis memurları tarafından atılan gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu 268 komada kalan 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın ölümüne yanar dururuz.

 TENCERE TAVA ÇALMAYI TEHLİKE GÖRMEK İLERİ DEMOKRASİYLE BAĞDAŞMAZ

Anadolu’nun kilimi gibi, motiflerdeki renkler gibi farklılıklardan güzellik doğar. Ülkemizde son 30 yıldır yaşanan terör sonrası terörü destekleyen bir etnik gruba dahi olgunlukla el uzatan kucak açan devletimizin aynı olgunluğu farklı düşünenlere de göstermesi gerekir. Bu cennet vatanımız hepimizindir. Doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle hangi etnik kimliği olursa olsun, hangi inanca hizmet ederse etsin, farklılığı zenginlik olarak görüp kabul etmek gerekir. Ayakta duranı, oturanı, yürüyeni, tencere tava çalanı, ışık yakıp söndüreni, tehdit, tehlike olarak görmek, sesini kesmek için mücadele etmek bırakın ilerisini demokrasi ile bağdaşmaz.

AYDINLIK GELECEĞE YOL ALMALIYIZ

Şiddet unsuru taşımayan sadece etkiye tepki ölçüsü doğrultusunda tepki gösteren bu sanıkların suç işleme kastıyla hareket etmediklerinin düşünülmesi gerekir. El ele, kol kola göstericimizle, polisimizle, askerimizle, sağcısıyla, solcusuyla, inananıyla, inanmayanıyla bir halay çeker gibi aydınlık geleceğe yol almamız gerekir.

FARKLI SESLERE YASADIŞI DİYE ENGEL OLUNMAMALI

Çoğunluktan farklı düşündüğü ileri sürülen bir avuç gencin devlet için tehlikeli görülmemesi, onların farklı olan seslerini çıkarmalarına yasadışı gösteri yaptıkları iddiasıyla engel olunmaya çalışılmaması, demokrasinin oluşması ve yerleşmesi için gerekli ve olması gereken bir davranıştır. Bırakın insanlar farklı olsun, farklı düşünsün, farkındalıklarını dile getirsinler. Valilik makamı tarafından düşünen hiç kimsenin ülkemizde gösteri veya toplanmaya hakkı ne yazıkki görülmemektedir. Bırakın toplantı ve gösteri yürüyüşüne valilik makamının izin vermesi, bugünlerde Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılması düşünülen operasyonların izninin dahi validen alınması yönündeki düşünce ve tasarıların tamamı ile ne demokrasi ile ne de hukuk devleti ile bağdaşmayacak bir düşünce ve düzenleme olacağı açıktır.”

BERAAT KARARI

Daha sonra hükmü açıklayan Hakim Haki Öncü, sanıkların 2911 sayılı Toplantı ve Yürüyüşleri Kanunu’nun 7. maddesinde 28/1 maddesi gereğince ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açıldığını, ancak elde edilen delillerden, tarafların beyanlarından sanıkların toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet kastıyla hareket ettiklerini gösterir inandırıcı deliller elde edilemediğinden CMK’nun 223/2-b maddesi gereğince beraat ettiklerini belirtti.

 Söz konusu davada, sanıklar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’namuhalefet iddiasıyla 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

7 Asliye Ceza Mahkemesi’nin  2013 / 351 Esas – 2014 / 118 Karar  numaralı Gerekçeli Kararı’na ulaşmak için tıklayınız.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates