18 Ekim 2018 - Perşembe
Basın Duyuruları
Anasayfa » Mevzuat » Yargı Kararları » Doğal Servet ve Kaynak Niteliğindeki Ormanların Özel Mülkiyet Konusu Olması

Doğal Servet ve Kaynak Niteliğindeki Ormanların Özel Mülkiyet Konusu Olması

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2003/20-102

K. 2003/90

T. 19.2.2003

• TAPU İPTALİ VE ELATMANIN ÖNLENMESİ ( Davacı Orman Yönetiminin Davalı Adına Tapuda Kayıtlı Taşınmazın Orman Tahdit Bölgesi İçerisinde Kaldığını İddia Ederek Bu Davayı Açmış Olması )

• MÜLKİYET HAKKININ DOĞUMU ( Mülkiyet Hakkının Kazanılmasının İlli Olması )

• YOLSUZ TESCİL ( Geçerli Bir Hukuksal Nedene Dayanmayan Tescilin Yolsuz Olması )

• ORMAN NİTELİĞİNDEKİ ARAZİ ( Doğal Servet ve Kaynak Niteliğindeki Ormanların Özel Mülkiyet Konusu Olmasının Mümkün Olmaması )

• DEVLETLEŞTİRME ( 4785 Sayılı Yasanın Dikkate Alınmasının Gerekmesi )

• ZİLYETLİK ( Orman Niteliğindeki Arazinin Zilyetlik Zamanaşımı İle Kazanılmasının Mümkün Olmaması )

• MAHKEMENİN HÜKMÜ ( Baştan İtibaren Geçersiz Olan Kaydın İptaline İlişkin Karar İnşai Olmayıp İzhari Nitelikte Olması )

ÖZET : Medeni Yasa mülkiyet hakkının doğumunu nedene ( illete ) bağlı bir hukuksal işlem olarak kabul etmiştir. Medeni Yasanın sistemine göre; tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tescil işlemi yolsuz tescil niteliğini taşır ve her zaman iptali istenebilir.Öte yandan, doğal servet ve kaynak niteliğindeki ormanların, özel mülkiyet konusu olmasına yasal olanak yoktur. Bu tür yerler hakkında gerçek kişiler adına sicil oluşturulması da taşınmazın özde kamu malı olma niteliğini değiştiremez. ( Yargıtay 1. H.D. 11/9/1989 gün ve 1989/8162-9365 ). Öncesi itibarıyla orman olan ve bu niteliği gereği yapılan orman tahdidinde orman tahdit sınırı içinde gösterilen yerin zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığı gibi, tüm ormanlar 4785 sayılı yasa ile devletleştirilmiş olup, 5658 sayılı Yasaya göre yapılmış bir iade de söz konusu olmadığından, eski tapulara da değer verilemez. öncesi orman olan ve bu niteliği gereği orman tahdidi içine alınan bir yer hakkında sonradan davacı adına oluşturulan tapu kaydı, yolsuz tescil niteliğinde bir kayıttır. Bu nedenle hiçbir zaman davacıya mülkiyet hakkı kazandırmadığı gibi, sözü edilen ve yolsuz biçimde oluşturulan bu kayıt bir süre ile sınırlı olmaksızın her zaman açılacak dava ile iptal edilebilir. O halde başlangıçtan itibaren geçersiz olan kaydın iptaline, ilişkin hüküm yenilik doğuran ( inşai ) bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı ( izhari ) bir hükümdür. Durum bu biçimde ortaya konulunca; temelde doğru bir saptama olan “her davanın açıldığı tarih itibarıyle görüleceği” ve “tapu iptal edilmedikçe elatmanın önlenmesi kararı verilemeyeceği” ilkelerinin bu olay açısından uygulama yeri olmadığı sonucuna varılır.

Bu itibarla mahkemece tapunun iptaline karar verilmekle birlikte, elatmanın önlenmesine de karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “tapu iptali ve elatmanın” önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Nazilli Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen 26.10.1999 gün ve 1999/292-363 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 9.3.2000 gün ve 1854-2258 sayılı ilamı ile, ( …Davacı Orman Yönetimi, davalı adına tapuda kayıtlı 76 parsel sayılı taşınmazın kısmen kesinleşen tahdit içinde kaldığından dolayı, tahdit içinde kalan kesim yönünden tapunun iptali ile davalının, bu bölüme ilişkin elatmasının önlenmesi istemi ile eldeki davayı açmış, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm Orman Yönetimince temyiz edilmiştir.

Davaya konu olan çekişmeli 76 parselin davacı adına tapuda kayıtlı bulunduğu ve taşınmazın bulunduğu yörede yapılıp kesinleşen 1970 yılı tahdit haritası uygulaması sonucuna göre; uzman ve fen bilirkişilerin müşterek krokilerinde gösterdikleri ( A ) harfi ile işaretli 142.64 m2’lik kesimin tahdit içinde kaldığı belirlenmekle, mahkemece bu kesim yönünden davanın kabulüne karar verilip, davalıya ait tapunun bu bölüm yönünden iptaline ve ormana ithaline biçiminde karar verildiği, ancak davacı Yönetim tapunun iptal edildiği kesim yönünden de, davalının haksız elatmasının önlenmesini de talep ettiği halde, elatmanın önlenmesine yönelik bir hüküm kurulmadığı gözlenmiştir.

Mahkeme, açılan davanın niteliğini ve talep edilen yönleri gözetmek zorunda olup, dava başlangıçta tapu iptali ve elatmanın önlenmesi istemi ile açılmıştır. O halde, sadece tapunun iptali ile ilgili hüküm kurulması, haksız elatmanın önlenmesi istemi hakkında karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir.. Değinilen yönün göz ardı edilerek tapunun iptaline ilişkin hüküm oluşturulması ile yetinilmesi usul ve yasaya aykırıdır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, orman tahdit sınırı içinde kaldığı iddia edilen taşınmazın tapusunun iptaline ve elatmanın önlenmesine ilişkindir.

Davacı Orman Yönetimi vekili, davacıya ait taşınmazın kısmen orman tahdit sınırı içinde kaldığını iddia ederek, bu kısmın tapusunun iptali ile, davacının bu kısma yaptığı elatmasının önlenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin; Orman tahdit sınırı içinde kalan kısmın tapusunun iptaline, açılan elatmanın önlenmesi davasının ise reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.

Mahkemece direnme gerekçesinde; her davanın açıldığı tarih itibarıyle değerlendirileceğini, davacının kadastral tapuya dayanarak dava konusu yeri kullandığını, tapunun iptale kadar geçerli olduğunu bu nedenle taşınmazı kullanımın haksız sayılamayacağını belirterek elatma davasının reddedilmesi gerektiğini açıklamıştır.

Medeni Yasa mülkiyet hakkının doğumunu nedene ( illete ) bağlı bir hukuksal işlem olarak kabul etmiştir. Medeni Yasanın sistemine göre; tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tescil işlemi yolsuz tescil niteliğini taşır ve her zaman iptali istenebilir ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/5/2001 gün ve 2001/1-464 Esas ve 2001/470 Karar sayılı ilamı ).

Yolsuz tescille ayni hak kazanılmış olmaz ( Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Ömer Seliçi Eşya Hukuku 5. bası 1998 s. 141 ).

Öte yandan, doğal servet ve kaynak niteliğindeki ormanların, özel mülkiyet konusu olmasına yasal olanak yoktur. Bu tür yerler hakkında gerçek kişiler adına sicil oluşturulması da taşınmazın özde kamu malı olma niteliğini değiştiremez. ( Yargıtay 1. H.D. 11/9/1989 gün ve 1989/8162-9365 ). Öncesi itibarıyla orman olan ve bu niteliği gereği yapılan orman tahdidinde orman tahdit sınırı içinde gösterilen yerin zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığı gibi, tüm ormanlar 4785 sayılı yasa ile devletleştirilmiş olup, 5658 sayılı Yasaya göre yapılmış bir iade de söz konusu olmadığından, eski tapulara da değer verilemez.

Somut olayda; 1970 yılında orman tahdidi içine alınan taşınmaz, 1988 yılında kadastroca davacı adına tespit edilmiştir. Bu durumda öncesi orman olan ve bu niteliği gereği orman tahdidi içine alınan bir yer hakkında sonradan davacı adına oluşturulan tapu kaydı, yolsuz tescil niteliğinde bir kayıttır. Bu nedenle hiçbir zaman davacıya mülkiyet hakkı kazandırmadığı gibi, sözü edilen ve yolsuz biçimde oluşturulan bu kayıt bir süre ile sınırlı olmaksızın her zaman açılacak dava ile iptal edilebilir. O halde başlangıçtan itibaren geçersiz olan kaydın iptaline, ilişkin hüküm yenilik doğuran ( inşai ) bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı ( izhari ) bir hükümdür. Durum bu biçimde ortaya konulunca; temelde doğru bir saptama olan “her davanın açıldığı tarih itibarıyle görüleceği” ve “tapu iptal edilmedikçe elatmanın önlenmesi kararı verilemeyeceği” ilkelerinin bu olay açısından uygulama yeri olmadığı sonucuna varılır.

Bu itibarla mahkemece tapunun iptaline karar verilmekle birlikte, elatmanın önlenmesine de karar verilmesi gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. Direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 19.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

Share

Cevapla

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates