18 Kasım 2017 - Cumartesi
Basın Duyuruları
Anasayfa » Sözleşmeler Hukuku » Haksız Fiillerden Doğan Maddi Tazminat

Haksız Fiillerden Doğan Maddi Tazminat

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/7-352

K. 2011/370

T. 1.6.2011

• HAKSIZ FİİLDEN DOĞAN MADDİ TAZMİNAT ( Tarafların Sıfatına Bakılmaksızın Zararın Niteliği Kapsamı ve Miktarının Zarar Görenin Haksız Eylem Sebebiyle Yaptığı Gerçek Masrafların Belirlenmesine Yönelik Denetime Elverişli Bilirkişi Raporu Almak Gerektiği )

• ZARARIN NİTELİĞİ VE KAPSAMI ( Miktarının Zarar Görenin Haksız Eylem Sebebiyle Yaptığı Gerçek Masrafların Belirlenmesine Yönelik Denetime Elverişli Bilirkişi Raporu Almak Gerektiği – Haksız Fiilden Doğan Maddi Tazminat )

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Haksız Fiillerden Doğan Maddi Tazminat – Soyut ve Salt Davacı Belgelerine Dayanan Hangi Yöntemle Zararın Tayin Edildiğine İlişkin Açıklama İçermeyen ve Bu Haliyle Denetime Elverişli Olmayan Bilirkişi Raporunun Hükme Dayanak Alınamayacağı )

818/m.41, 42, 43

6098/m.49, 50, 51

ÖZET : Dava, Haksız fiil hukuksal nedenine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. Soyut ve salt davacı belgelerine dayanan, hangi yöntemle zararın tayin edildiğine ilişkin açıklama içermeyen ve bu haliyle denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu gerçek zararın varlığını ve miktarını tespit edecek nitelikte olmadığından hükme dayanak alınamaz.

Davacının gerçek zararının tam ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek bir açıklıkta saptanabilmesi için mahkemece yapılacak iş; tarafların iddia ve savunmaları ile ibraz ettikleri deliller dikkate alınarak, tarafların sıfatına bakılmaksızın, zararın niteliği, kapsamı ve miktarının, zarar görenin haksız eylem sebebiyle yaptığı gerçek masrafların belirlenmesine yönelik; dayanakları gösterilmiş ve tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir bilirkişi raporu almak olmalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze Asliye 2.Hukuk Mahkemesi’nin davanın kabulüne dair verilen 9.6.2009 gün ve 229-216 Sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 2.3.2010 gün ve 7689-1061 Sayılı ilamı ile;

( … Dava haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat alacağının tahsili istemine ilişkindir.

1- ) İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre davalı tarafın yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE,

2- ) Davalı tarafın hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.

Hukukumuzda gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil sebebiyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir. Zarar görenin zararı giderebilmek için kendi çalıştırdığı işçilerine ve araç sürücülerine ödediği ücretler ile araç yakıt giderleri genel idare giderleri olup, haksız fiil meydana gelmese dahi ödenmesi gereken giderlerdir. Bunların zarar ile ilgisi bulunmamaktadır. Özel olarak adam tutulup çalıştırıldığı kanıtlanmadıkça haksız fiil meydana gelmeseydi dahi yapılacak bu nitelikteki giderler zarar kapsamına dâhil edilemez.

Somut olaya gelince, dosya içeriğinden tazmini istenilen bedelin bir bölümünün davacının kendi çalıştırdığı işçilere ve araç sürücülerine ödediği ücretler ile araçların yakıt giderlerine, bir başka deyişle genel idare giderlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bilgisine başvurulan bilirkişi raporunda az yukarda açıklanan hukuksal olgular göz ardı edilerek, diğer zarar kalemleriyle birlikte işçilik ve vasıta gideri zarar kalemlerinin de piyasa rayiç bedellerine uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş, mahkemece de benimsenen bu rapor doğrultusunda karar verilmiştir. Davacı kurumun onarım giderleri belgelerinde belirtilen miktarlar doğru kabul edilerek eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.

Hal böyle olunca, yukarda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, hasarın giderilmesi için özel olarak işçi tutup çalıştırma veya harcama yapma söz konusu ise bunların kanıtlanması için davacı tarafın delilleri sorulup saptanmalı, bu konudaki gösterilecek deliller toplanmalı, özel olarak işçi tutup çalıştırıldığının ve harcama yapıldığının kanıtlanması halinde gerekirse bu yönden de zararın hesaplanması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmalı, davacı tarafın isteyebileceği gerçek zarar miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.

Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu sebeplerle yerindedir… ),

Gerekçesiyle dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, Haksız fiil hukuksal nedenine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş. vekili, 26.8.2007 tarihinde şirketin müdürlük hizmet sahasındaki tesislerinde, davalı şirkete ait 154 KV iletim hattı telini koparak önce orta gerilim hattının üzerine oradan trafoya, oradan da telefon hatlarının üzerine düşmesi sonucu şirkete ait tesisata zarar verildiğini, hasarı takiben kuruluş çalışanları tarafından jandarma nezaretinde hasar tespit tutanağı düzenlendiğini, hasar sebebiyle davacı şirketin 6.492,79 YTL zarara uğradığını ileri sürüp bu miktarın hasar tarihi olan 26.8.2007 tarihinden itibaren Merkez Bankası avans faizi ile tahsilini istemiştir.

Davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davaya konu olayın gerçekleşmesinde davacının her hangi bir kusurunun bulunmadığı ve kusurun tamamen davalıya ait olduğu, meydana gelen zararın talep gibi olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; sair temyiz itirazları reddedildikten sonra karar, yukarıya aynen alınan gerekçe ile davacı kurumun onarım giderleri belgelerinde belirtilen miktarlar doğru kabul edilerek eksik araştırma ve soruşturmaya dayanılarak tazminat miktarının belirlenmesinin doğru olmadığına işaretle, bozulmuştur.

Direnme yoluyla H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu olayda zararın tayinine yönelik soruşturma ve araştırmanın hükme yeterli olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki, eldeki davada sorumluluğun kaynağını haksız fiil oluşturmaktadır.

818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 41 ve devamı maddelerinde “Haksız Muamelelerden Doğan Borçlar” Üst Başlığı altında haksız fiile ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.

Anılan Kanunun “Mesuliyet Şeraiti” başlıklı 41.maddesi; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.”

Hükmünü amir olup;

“Zararın Tayini” Başlıklı 42.maddesinde ise;

“Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.” Düzenlemesine yer verilmiştir.

“Tazminat Miktarının Tayini” başlıklı 43.maddesinde de;

“Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyler.

Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan icabeden teminat alınır.” Hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, gerek kasten gerek ihmal ve acemilik ya da tedbirsizlik ile, gerekse de bilerek ahlaka aykırı bir fiil ile haksız bir şekilde diğer kimseye bir zarar veren eden kişi, o zararın tazminine mecburdur.

Bu zararı ispat etmek iddia edene düşürse de gerçek zararın miktarının ispat edilemediği durumda hakim bu zararı, halin olağan gelişimini ve zarar gören tarafın yaptığı tedbirleri gözeterek, belirler.

Zararı böylece belirleyen hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın şeklini ve kapsamını tayin ve tespit eder. Hal ve mevkiin icabından amaç ise, somut olayın niteliğidir.

Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir.

Maddi tazminat ise, bir kimsenin mamelekinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin, eş söyleyişle maddi zararın giderilmesi için sorumlu olan kişi tarafından yerine getirilmesi gereken edadır.

Diğer bir tanımla da tazminat, borçlu tarafından yapılan ve alacaklı mamelekindeki eksilmeyi telafi eden bir edadır.

Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermek durumundadır.

O halde, kişinin malvarlığında veya manevi varlığında ortaya çıkan eksilme olarak tanımlanan “zarar”ın oluşması, ona sebep olanın tazminat yükümlülüğünü doğurur.

Yükümlü olunan bu tazminat miktarının belirlenmesinde yukarda açıklanan ilke ve yöntemler uygulanacaktır.

Zararın ispatı esasen davacıya düşmekte ise de, hakim gerçek zararın miktarının ispat edilip edilemediğini gözeterek, ispat edilememişse bu zararı kendisi yasada belirtilen koşullarla tespit edecek; ardından da bu zararın giderilebilmesi için tazminat miktarını yine kanunda aranan usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecektir.

Açıktır ki, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder ( Turgut Uyar, Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549 ).

Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşmamalıdır.

Kısaca, tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya sebep olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.

Nitekim, bu ilkeler H.G.K.’nun 18.12.2010 gün ve 2010/7-530 E. 2010/636 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde;

Yerel Mahkemece, 17.3.2009 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır.

Ne var ki, bu raporda zarar görenin haksız eylem sebebiyle yaptığı gerçek masraflar, dolayısıyla gerçek zarar tespit edilmemiş; davacı Kurumun onarım giderleri belgelerinde yer alan miktarlar doğru kabul edilerek, görüş bildirilmiştir.

Soyut ve salt davacı belgelerine dayanan, hangi yöntemle zararın tayin edildiğine ilişkin açıklama içermeyen ve bu haliyle denetime elverişli olmayan anılan rapor gerçek zararın varlığını ve miktarını tespit edecek nitelikte de değildir.

Mahkemenin anılan eksikleri gözetmeden, bu rapora dayalı hüküm oluşturması yerinde değildir.

O halde, davacının gerçek zararının tam ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek bir açıklıkta saptanabilmesi için mahkemece yapılacak iş; tarafların iddia ve savunmaları ile ibraz ettikleri deliller dikkate alınarak, tarafların sıfatına bakılmaksızın, zararın niteliği, kapsamı ve miktarının, zarar görenin haksız eylem sebebiyle yaptığı gerçek masrafların belirlenmesine yönelik; dayanakları gösterilmiş ve tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir bilirkişi raporu almak olmalıdır.

Yerel Mahkemece yukarda açıklandığı şekilde bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar vermek gerekirken, zarar kapsamının belirlenmesinde gerçek zarar ilkesine uygun olmayan hesaba dayalı bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

Direnme kararı, açıklanan değişik gerekçeyle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarda açıklanan değişik gerekçeyle BOZULMASINA, 01.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates