22 Kasım 2017 - Çarşamba
Basın Duyuruları
Anasayfa » Mevzuat » Yargı Kararları » Hekim Hatasına Dayalı Tazminat Davalarında Hak Düşürücü Süre

Hekim Hatasına Dayalı Tazminat Davalarında Hak Düşürücü Süre

Danıştay 15. Daire Başkanlığı
Esas No : 2014/9725
Karar No : 2016/128

İstemin Özeti : Danıştay Onbeşinci Dairesi’nin 23/05/2014 tarih ve E:2014/2960; K:2014/4196 sayılı kararının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti :Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi Düşüncesi :Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde;

1 – Davacılar murisi olan Sadık Kiremitçi 10.11.2010 tarihinde motosikletten düşmesi sonucu yaralanmış ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı İskenderun Körfez Devlet Hastanesi acil servisine getirilmiştir.

2 – Burada, düşme sonucu kafada oluşan açık yara süture edilmiş akabinde hasta aynı gün evine yollanmıştır.

3 – Hasta 20.03.2011 tarihinde yeniden rahatsızlanmış ve aynı hastanenin cerrahi yoğun bakım servisine menenjit + pnömoni teşhisiyle yatışı yapılmıştır.

4 – Hasta 21.03.2011 tarihinde Başkent Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilmiştir.

5 – Burada yoğun bakım servisinde tedavi altındayken 29.03.2011 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

6 – Aynı gün düzenlendiği anlaşılan ölüm raporu incelendiğinde konulan tanı olarak; ” Ateş etyolojisi + Pnömoni + Status Epileptikus Tetanoz + Sepsis + Tip I Solunum Yetmezliği + Genel Durum Bozukluğu + Perikardial Efüzyon + Malign Epileptik Sendrom + Meningoensefalit ” yazılıdır.

7 – Müteveffanın yakınlarınca 03.01.2013 tarihinde İskenderun Devlet Hastanesi’ne, hastaneye ilk başvurulan 10.11.2010 tarihinde yakınlarına hangi tedavilerin uygulandığı ve bu tedaviler arasında tetanoz aşısı uygulanıp uygulanmadığı sorulmuştur.
8 – Hastane Başhekimliği’nce 03.01.2013 tarihli yanıtta; ” … 10.11.2010 tarih ve 2006090421 protokol no ile hastanemiz acil servisinde ayaktan tedavi gören Sadık Kiremitçi’ye ait epikriz raporu yazımız ekindedir. ” denilmiştir.

9 – Verilen yanıta ekli Sadık Kiremitçi’ye ait ve acil serviste uygulanan tedavi içeriğini açıklayan epikriz raporu incelendiğinde; acil poliklinik muayenesi yapıldığı, iki yönlü kafa grafisi çekildiği, kesiye sütürasyon yapıldığı, lokal anestezi uygulandığı ve yara debridmanı yapıldığı anlaşılmaktadır.

10 – Davacı taraf, yakınlarına acil serviste gerekli sağlık hizmetinin sunulmadığını, ölüm raporunda ölüm nedenleri arasında tetanoz yazılı olduğunu, bu duruma acil serviste tetanoz aşısının uygulanmamış olmasının neden olduğunu ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuştur.

11 – Bunun üzerine İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı 14.03.2013 tarih ve 2013/759 sayılı yazı ile İskenderun Kaymakamlığı’ndan soruşturma izni istemiştir.

12 – İskenderun Kaymakamlığı, müteveffaya ait 00130556 protokol numaralı ölüm raporunda konular tanılar arasında Status Epileptikus Tetanoz’un da bulunduğunu, ancak müteveffa Sadık Kiremitçi’ye 10.11.2010 tarihinde ilk başvurulan acil servis hekimi tarafından tetanoz aşısı uygulanmadığı ifade tutanaklarından ve dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı gerekçesiyle görevli doktor hakkında 17.04.2013 tarihinde soruşturma izni vermiştir.

13 – Yine davacı taraf acil serviste gerekli sağlık hizmetinin sunulmadığını, ölüm raporunda ölüm nedenleri arasında tetanoz yazılı olduğunu, bu duruma acil serviste tetanoz aşısının uygulanmamış olmasının neden olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 11.04.2013 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na başvurmuşlardır.

14 – Sağlık Bakanlığı’na yapılan 11.04.2013 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine davacılar adına 4.000 TL maddi, 270.000 TL manevi olmak üzere toplam 274.000 TL’nin tazminine karar verilmesi istemiyle 09.09.2013 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Hatay İdare Mahkemesi’nce; davacıların murisi olan Sadık Kiremitçi’nin vefat ettiği gün düzenlenen 29.03.2011 tarih ve 2011/8979(M) sayılı ölüm raporunun tanı kısmına, Status Epileptikus Tetanoz yazıldığı, dolayısıyla davacının ölüm sebeplerinden birinin Status Epileptikus Tetanoz olduğu, varsa hizmet kusurundan ve ölüm olayı nedeniyle meydana gelen zarardan anılan ölüm raporunun düzenlendiği 29.03.2011 tarihinde öğrenildiğinin kabulü ile 2577 sayılı Yasa hükümleri uyarınca zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde davalı idareye başvurulması, başvuru üzerine süresi içinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra, 11.04.2013 tarihli başvurunun reddi üzerine 09.09.2013 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.

İdare Mahkemesi kararı Dairemizin 23/05/2014 tarih ve E:2014/2960; K:2014/4196 sayılı kararı ile onanmıştır.

Davacı taraf açılan davada süre aşımı bulunmadığını, dolayısıyla Dairemizin onama kararının kaldırılarak İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini talep etmektedir.

Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte bu sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 36-40).

Uyuşmazlık konumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları ışığında değerlendirilmeden önce bir takım kavramların açıklanmasında yarar vardır.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.
Yasayla öngörülen tam yargı davaları idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak gene de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Aynı Yasanın “Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Açılması” başlıklı 13. maddesi 1. fıkrasında, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli olduğu; bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava açma süresinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır.

Bu itibarla, 2577 sayılı Yasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen sürenin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.

Hak arama özgürlüğü, haklarının ihlal edildiğini ileri süren bireylerin, ihlalin durdurulması ve olumsuz etkilerinin giderilmesi maksadıyla yetkili makamlara başvurma hakkını ihtiva etmektedir. Bu sebeple hak arama özgürlüğünü yalnızca mahkemelere başvurma hakkıyla sınırlamamak gereklidir. Zira ihlalin niteliği de göz önüne alındığında, ihlalin olumsuz etkilerinin giderilmesi yolunda bir karar verebilecek idari makama da başvuru yapılabilecektir. Nitekim Anayasanın 40. maddesi ile “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. ” hükmü bu durumu destekler nitelikte olan temel normlardandır.

Usul kurallarının hakkı kullanılamaz hale getirmemesi gerektiğini vurgulayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; ” … mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği…” belirtilmektedir.

Dava konusu olayda tazminat talebinin gerekçesini, sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği iddiası oluşturmaktadır. Bu bakımdan tıbbi uygulamalardan oluştuğu ileri sürülen zarara sebep olan eylemin/eylemsizliğin; idarenin eylemi yahut eylemsizliğinden kaynaklandığının öğrenildiği tarih dava açma/tazminat başvurusu süresinin başlangıcında öncelikli rol oynamaktadır.

Yukarıda eylemin idariliği kavramı açıklandığı üzere; bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme, bilirkişi raporları, sağlık kurulu raporları, idarece sürece ilişkin açıklamalar/tespitler, idari soruşturma raporları, adli soruşturma kapsamında hazırlanan raporlar ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Nitekim aynı olayla ilgili olarak başlatılan ve sağlık hizmetini sunan/sunamayan sağlık personelinin uygulamalarının 4483 sayılı Yasa kapsamında değerlendirildiği İskenderun Kaymakamlığı’nın 17.04.2013 tarih ve 28 numaralı kararında; ” … müteveffaya ait 00130556 protokol numaralı ölüm raporunda konular tanılar arasında Status Epileptikus Tetanoz’un da bulunduğunu, ancak müteveffa Sadık Kiremitçi’ye 10.11.2010 tarihinde ilk başvurulan acil servis hekimi tarafından tetanoz aşısı uygulanmadığı ifade tutanaklarından ve dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmiştir ” denilmektedir.

Görüldüğü üzere İskenderun Kaymakamlığı’nca 17.04.2013 tarih ve 28 numaralı kararında sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği yönünde tespitlere yer verildiği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. Maddesinde düzenlenen 1 yıllık sürenin de 17.04.2013 tarihinden, yani eylemin idariliğinin tam olarak ortaya çıktığı tarihten itibaren başlatılması, (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Mahkemeye erişim hakkı bağlamında yaptığı değerlendirmeler ışığında), gerekeceğinden davacıların 11.04.2013 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurdukları ve olay nedeniyle uğradıkları zararın tazminini istedikleri, bu başvurularının da davalı idarece cevap verilmeyerek reddedilmesi üzerine 09.09.2013 tarihinde açılan davanın süresinde kabul edilmesi gerekecektir.

Öte yandan; davacı tarafın 03.01.2013 tarihinde İskenderun Devlet Hastanesi’ne, hastaneye ilk başvurulan 10.11.2010 tarihinde yakınlarına hangi tedavilerin uygulandığı ve bu tedaviler arasında tetanoz aşısı uygulanıp uygulanmadığı sorulduğu ve Hastane Başhekimliği’nce 03.01.2013 tarihli yanıtta; Sadık Kiremitçi’ye ait ve acil serviste uygulanan tedavi içeriğini açıklayan epikriz raporuda; acil poliklinik muayenesi yapıldığı, iki yönlü kafa grafisi çekildiği, kesiye sütürasyon yapıldığı, lokal anestezi uygulandığı ve yara debridmanı yapıldığı, Tetanoza ilişkin herhangi bir tıbbi girişimde bulunulmadığı anlaşıldığından, İskenderun Devlet Hastanesi’nin yanıt tarihi olan 03.01.2013’ten itibaren 2577 sayılı Yasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen sürenin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı diğer bir tarih olarak belirlenmesinde sakınca yoktur.

Bu durumda 03.01.2013’ten itibaren İYUK 13. Madde gereği 11.04.2013 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurdukları ve olay nedeniyle uğradıkları zararın tazminini istedikleri dikkate alındığında yine süre hususuna riayet edildiği anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle davacı tarafın karar düzeltme isteminin kabulüyle Dairemizin onama kararının kaldırılarak, esasa ilişkin bir karar vermesi gerekirken davayı süre aşımı nedeniyle reddeden İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi’nce Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelendikten sonra karar düzeltme talebi hakkında gereği görüşüldü:

2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararın Düzeltilmesi” başlıklı 54. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava dairelerince verilen kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere taraflarca; a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların kararda karşılanmamış olması, b) Bir kararda birbirine aykırı hükümlerin bulunması, c) Kararın usul ve Kanuna aykırı bulunması, d)Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın ortaya çıkmış olması hallerinde kararın düzeltilmesinin istenebileceği hükmüne yer verilmiş olup, bu maddenin 2. fıkrasında da Danıştay dava dairelerinin kararın düzeltilmesi isteminde ileri sürülen sebeplerle bağlı oldukları kurala bağlanmıştır.

Dosyadaki belgeler ile iddiaların incelenmesinden; düzeltme istemine konu Dairemiz kararının hukuk ve usule uygun olduğu, düzeltilmesini gerektirecek bir halin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle kararın düzeltilmesi isteminin REDDİNE, dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 21/01/2016 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY (X) :

Dava, davacılar murisi olan Sadık Kiremitçi’nin 10.11.2010 tarihinde motosikletten düşmesi sonucu getirildiği Sağlık Bakanlığı’na bağlı İskenderun Körfez Devlet Hastanesi acil servisinde tetanoz aşısının uygulanmamış olması nedeniyle ölümüne sebep olunduğu ileri sürülerek oluştuğu iddia edilen maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde;
1 – Davacılar murisi olan Sadık Kiremitçi 10.11.2010 tarihinde motosikletten düşmesi sonucu yaralanmış ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı İskenderun Körfez Devlet Hastanesi acil servisine getirilmiştir.
2 – Burada, düşme sonucu kafada oluşan açık yara süture edilmiş akabinde hasta aynı gün evine yollanmıştır.
3 – Hasta 20.03.2011 tarihinde yeniden rahatsızlanmış ve aynı hastanenin cerrahi yoğun bakım servisine menenjit + pnömoni teşhisiyle yatışı yapılmıştır.
4 – Hasta 21.03.2011 tarihinde Başkent Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilmiştir.
5 – Burada yoğun bakım servisinde tedavi altındayken 29.03.2011 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
6 – Aynı gün düzenlendiği anlaşılan ölüm raporu incelendiğinde konulan tanı olarak; ” Ateş etyolojisi + Pnömoni + Status Epileptikus Tetanoz + Sepsis + Tip I Solunum Yetmezliği + Genel Durum Bozukluğu + Perikardial Efüzyon + Malign Epileptik Sendrom + Meningoensefalit ” yazılıdır.
7 – Müteveffanın yakınlarınca 03.01.2013 tarihinde İskenderun Devlet Hastanesi’ne başvurularak hastaneye ilk başvurulan 10.11.2010 tarihinde yakınlarına hangi tedavilerin uygulandığı ve bu tedaviler arasında tetanoz aşısı uygulanıp uygulanmadığı sorulmuştur.
8 – Hastane Başhekimliği’nce 03.01.2013 tarihlicevapta; ” … 10.11.2010 tarih ve 2006090421 protokol no ile hastanemiz acil servisinde ayaktan tedavi gören Sadık Kiremitçi’ye ait epikriz raporu yazımız ekindedir. ” denilmiştir.
9 – Verilen cevaba ekli Sadık Kiremitçi’ye ait ve acil serviste uygulanan tedavi içeriğini açıklayan epikriz raporu incelendiğinde; acil poliklinik muayenesi yapıldığı, iki yönlü kafa grafisi çekildiği, kesiye sütürasyon yapıldığı, lokal anestezi uygulandığı ve yara debridmanı yapıldığı anlaşılmaktadır.
10 – Davacı taraf, yakınlarına acil serviste gerekli sağlık hizmetinin sunulmadığını, ölüm raporunda ölüm nedenleri arasında tetanoz yazılı olduğunu, bu duruma acil serviste tetanoz aşısının uygulanmamış olmasının neden olduğunu ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuştur.
11 – Bunun üzerine İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı 14.03.2013 tarih ve 2013/759 sayılı yazı ile İskenderun Kaymakamlığı’ndan soruşturma izni istemiştir.

12 – İskenderun Kaymakamlığı, müteveffaya ait 00130556 protokol numaralı ölüm raporunda konular tanılar arasında Status Epileptikus Tetanoz’un da bulunduğunu, ancak müteveffa Sadık Kiremitçi’ye 10.11.2010 tarihinde ilk başvurulan acil servis hekimi tarafından tetanoz aşısı uygulanmadığı ifade tutanaklarından ve dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı gerekçesiyle görevli doktor hakkında 17.04.2013 tarihinde soruşturma izni vermiştir.

13 – Yine davacı taraf acil serviste gerekli sağlık hizmetinin sunulmadığını, ölüm raporunda ölüm nedenleri arasında tetanoz yazılı olduğunu, bu duruma acil serviste tetanoz aşısının uygulanmamış olmasının neden olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 11.04.2013 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na başvurmuşlardır.

14 – Sağlık Bakanlığı’na yapılan 11.04.2013 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine davacılar adına 4.000 TL maddi, 270.000 TL manevi olmak üzere toplam 274.000 TL’nin tazminine karar verilmesi istemiyle 09.09.2013 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Hatay İdare Mahkemesi’nce; davacıların murisi olan Sadık Kiremitçi’nin vefat ettiği gün düzenlenen 29.03.2011 tarih ve 2011/8979(M) sayılı ölüm raporunun tanı kısmına, Status Epileptikus Tetanoz yazıldığı, dolayısıyla davacının ölüm sebeplerinden birinin Status Epileptikus Tetanoz olduğu, varsa hizmet kusurundan ve ölüm olayı nedeniyle meydana gelen zarardan anılan ölüm raporunun düzenlendiği 29.03.2011 tarihinde öğrenildiğinin kabulü ile 2577 sayılı Yasa hükümleri uyarınca zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde davalı idareye başvurulması, başvuru üzerine süresi içinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra, 11.04.2013 tarihli başvurunun reddi üzerine 09.09.2013 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.

İdare Mahkemesi kararı Dairemizin 23/05/2014 tarih ve E:2014/2960; K:2014/4196 sayılı kararı ile onanmıştır.
Davacı taraf açılan davada süre aşımı bulunmadığını, dolayısıyla Dairemizin onama kararının kaldırılarak İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini talep etmektedir.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.

Yasayla öngörülen tam yargı davaları idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.

Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Açılması” başlıklı 13. maddesi 1. fıkrasında, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli olduğu; bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava açma süresinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır.

Bu itibarla, 2577 sayılı Yasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen sürenin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.

Hak arama özgürlüğü, haklarının ihlal edildiğini ileri süren bireylerin, ihlalin durdurulması ve olumsuz etkilerinin giderilmesi maksadıyla yetkili makamlara başvurma hakkını ihtiva etmektedir. Bu sebeple hak arama özgürlüğünü yalnızca mahkemelere başvurma hakkıyla sınırlamamak gereklidir. Zira ihlalin niteliği de göz önüne alındığında, ihlalin olumsuz etkilerinin giderilmesi yolunda bir karar verebilecek idari makama da başvuru yapılabilecektir. Nitekim Anayasanın 40. maddesi ile “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. ” hükmü bu durumu destekler nitelikte olan temel normlardandır.

Usul kurallarının hakkı kullanılamaz hale getirmemesi gerektiğini vurgulayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; ” … mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği…” belirtilmektedir.
Dava konusu olayda tazminat talebinin gerekçesini, sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği iddiası oluşturmaktadır. Bu bakımdan tıbbi uygulamalardan oluştuğu ileri sürülen zarara sebep olan eylemin/eylemsizliğin; idarenin eylemi yahut eylemsizliğinden kaynaklandığının öğrenildiği tarih dava açma/tazminat başvurusu süresinin başlangıcında öncelikli rol oynamaktadır.

Yukarıda eylemin idariliği kavramı açıklandığı üzere; bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme, bilirkişi raporları, sağlık kurulu raporları, idarece sürece ilişkin açıklamalar/tespitler, idari soruşturma raporları, adli soruşturma kapsamında hazırlanan raporlar ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Nitekim aynı olayla ilgili olarak başlatılan ve sağlık hizmetini sunan/sunamayan sağlık personelinin uygulamalarının 4483 sayılı Yasa kapsamında değerlendirildiği İskenderun Kaymakamlığı’nın 17.04.2013 tarih ve 28 numaralı kararında; ” … müteveffaya ait 00130556 protokol numaralı ölüm raporunda konular tanılar arasında Status Epileptikus Tetanoz’un da bulunduğunu, ancak müteveffa Sadık Kiremitçi’ye 10.11.2010 tarihinde ilk başvurulan acil servis hekimi tarafından tetanoz aşısı uygulanmadığı ifade tutanaklarından ve dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmiştir ” denilmektedir.

Görüldüğü üzere İskenderun Kaymakamlığı’nca 17.04.2013 tarih ve 28 numaralı kararında sunulan sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği yönünde tespitlere yer verildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, davacı tarafın 03.01.2013 tarihinde İskenderun Devlet Hastanesi’ne, hastaneye ilk başvurulan 10.11.2010 tarihinde yakınlarına hangi tedavilerin uygulandığı ve bu tedaviler arasında tetanoz aşısı uygulanıp uygulanmadığı sorulduğu ve Hastane Başhekimliği’nce 03.01.2013 tarihli yanıtta; Sadık Kiremitçi’ye ait ve acil serviste uygulanan tedavi içeriğini açıklayan epikriz raporuda; acil poliklinik muayenesi yapıldığı, iki yönlü kafa grafisi çekildiği, kesiye sütürasyon yapıldığı, lokal anestezi uygulandığı ve yara debridmanı yapıldığı, Tetanoza ilişkin herhangi bir tıbbi girişimde bulunulmadığı anlaşıldığından, İskenderun Devlet Hastanesi’nin yanıt tarihi olan 03.01.2013’ten itibaren 2577 sayılı Yasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen sürenin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarih olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Bu durumda 03.01.2013’ten itibaren İYUK 13. Madde gereği 11.04.2013 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurdukları ve olay nedeniyle uğradıkları zararın tazminini istedikleri dikkate alındığında yine süre hususuna riayet edildiği anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle davacı tarafın karar düzeltme isteminin kabulüyle Dairemizin onama kararının kaldırılarak, esasa ilişkin bir karar vermesi gerekirken davayı süre aşımı nedeniyle reddeden İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates