18 Kasım 2017 - Cumartesi
Basın Duyuruları
Anasayfa » Anayasa Şikayeti » Basın Duyuruları » İfade Özgürlüğüne İlişkin Ali Rıza ÜÇER Kararı Anayasa Mahkemesi Basın Duyurusu

İfade Özgürlüğüne İlişkin Ali Rıza ÜÇER Kararı Anayasa Mahkemesi Basın Duyurusu

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 2/7/2015 tarihinde Ali Rıza Üçer’in bireysel başvurusunda (B. No: 2013/8598), onkoloji uzmanı olan başvurucunun, Ankara ilinin içme suyunda bulunan arsenik ve kadmiyum miktarına ve arseniğin kanser hastalığına etkisine ilişkin olarak üyesi bulunduğu derneğin internet sitesinde yaptığı basın açıklamasından dolayı, aleyhine açılan tazminat davasında tazminat ödemeye mahkum edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, radyasyon onkolojisi uzmanı olup aynı zamanda Tıp Kurumu Derneğinin genel sekreterliğini yürütmektedir.

2008 yılı Haziran ayında, kamuoyunda Ankara ilinin içme suyunda arsenik miktarına ilişkin bir tartışma başlamış ve başvurucu üyesi bulunduğu derneğin internet sitesinde başka bir uzman ile birlikte üç ayrı basın açıklaması yayınlamış, devam eden tarihlerde, bazı basın ve yayın organlarında bu durum ayrıca haber konusu yapılmıştır.

Söz konusu basın açıklamasında yer alan ifadelerin, kendisine hakaret niteliğinde olduğu iddiasıyla, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından başvurucu aleyhine tazminat davası açılmıştır. Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesi 31/10/2013 tarihli kararla, davanın kısmen kabulüyle, 750’şer TL manevi tazminatın başvurucu ve diğer davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir.

Başvurucu, miktar itibarıyla kesin hüküm niteliğinde olan bu karara karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

İddialar

Başvurucu, basın açıklamasının tamamen bilimsel verilere dayanarak hazırlandığını, arsenik maddesinin kanserle olan ilişkisinin sağlam kaynaklara dayanılarak incelendiğini ve Ankara ilinin içme suyunda bu riskin mevcut olduğunun değerlendirildiğini, dava konusu basın açıklamasında davacının kişilik haklarına herhangi bir saldırıda bulunulmadığını, Ankara iline getirilen Kızılırmak suyunun niteliklerini kamuoyuna açıklamanın hukuka aykırı bir yanı bulunmadığını, basın açıklamasında dile getirdiği düşüncelerden dolayı tazminata mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasının, ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmediğini, hem gerçek hem de tüzel kişiler için geçerli olan ifade özgürlüğünün siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına aldığını belirtmiştir. Mahkeme, açıklanan ve yayılan bir düşüncenin, içeriğinden hareketle kişiler ve toplum açısından “değerli-değersiz” veya “yararlı-yararsız” biçiminde ayrıştırılmasının sübjektif unsurlar ihtiva edeceğini, bu değerlendirmelerden hareketle ifade özgürlüğü alanının belirlenmeye çalışılmasının bu özgürlüğün keyfi biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurabileceğini vurgulamıştır. Mahkemeye göre, ifade özgürlüğü, başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız” görülen düşüncelerin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü de içermektedir.

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”na yönelik önlemlerin bir parçası olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme kendi görevinin demokratik bir toplumda, başvurucunun ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmek olduğunu hatırlatmıştır.

Mahkemeye göre, ifade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan somut olaydaki gibi kamuoyunu yakından ilgilendiren meseleleri tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” olduğu göz önüne alınmalıdır. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, kamuyu ilgilendiren ifadelere yönelik pek az bir sınırlamaya yer vermektedir.

Başvurucu, üyesi olduğu Tıp Kurumu Derneği adına başka bir onkoloji uzmanı ile birlikte Ankara’nın içme suyuna ilişkin yayınlanan raporlar arasında çelişkiler bulunmasını, yapılması gereken bazı analizlerin ise hiç yapılmamış olmasını eleştirmekte ve Ankara’da görülmesi muhtemel kronik hastalıklara dikkat çekmektedir.

Mahkemeye göre, başvurucunun eleştirileri Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin faaliyetlerine ve belediye başkanı olan davacının açıklamalarına yöneliktir. Belediye başkanları kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, kamu gücünü kullanan bir organın yalnızca yargı organları tarafından denetlenmesini değil aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir.

Somut olayda, bir tıp doktoru olan başvurucu yayınladığı basın açıklamasında Kızılırmak suyunun kalitesine ilişkin şüphelerini kamuoyu ile paylaşmıştır. Başvurucunun iddiaları bazı kuruluşların raporlarına dayanmakta, bu raporlara kıyasla çok düşük olan zararlı madde oranlarının nasıl düşürüldüğü sorgulanmaktadır. Davacının, başvurucunun dayandığı raporların doğruluğuna ilişkin bir itirazı bulunmamaktadır. Başvurucunun dayandığı raporların ibrazı başvurucudan istenebileceği gibi bilirkişi raporu aldırılması yoluna da gidilmesi mümkün bulunmaktadır.

Buna karşın ilk derece Mahkemesi kararının özü, başvurucunun iddialarının doğru olmadığı değil yeterince kesin olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Başka bir deyişle, Mahkeme, bir bilim insanı olan başvurucunun kimi kuruluşlarca hazırlanan raporlara dayanarak belediyenin kamuoyuna açıkladığı su raporlarını sorgulayabilmesi için, kendisine göre, bilimsel kesinlik aramıştır.

Anayasa Mahkemesine göre, kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku bulunmayan bir kamusal tartışmaya katılmak için bilimsel kesinliğin bir ölçüt olarak aranması, başvurucunun kamusal tartışmaya katılabilmesini olanaksız kılacağı gibi, açık bir toplumdan söz etmeyi de imkânsızlaştırır. Kamusal meselelerin tartışılmasına bilimsel kesinlik bulunmadığı düşüncesiyle yapılan müdahalelerin gerekçesi, ilgili ve yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemez.

Ayrıca, bu tür yaptırımların kamusal tartışmayı zorlaştırma ve bireyleri caydırma etkisi bulunduğu hatırda tutulmalıdır. Somut başvuruda, başvurucunun 750,00 TL tazminat ödemesine karar verilmiştir. Kamusal tartışmalara katılan bireylerin hafif bile olsa yaptırıma maruz kalma endişesi taşımaları onların üzerinde caydırıcı bir etki doğurur. Kişilerin böyle bir etki altında, ileride düşüncelerini açıklamaktan ve yaymaktan imtina etme riski bulunmaktadır.

Mevcut başvuruda olduğu gibi toplumu yakından ilgilendiren meselelere ilişkin bilgilerin kamuoyu ile paylaşılmasında kamu yararı olduğunda kuşku yoktur. Ayrıca kamu gücünü kullanan organlara ve siyasetçilere yöneltilen eleştirinin sınırı da özel kişilere göre daha fazladır. Bu sebeplerle başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğinin tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates