19 Kasım 2017 - Pazar
Basın Duyuruları
Anasayfa » Kamulaştırma Hukuku » Kamulaştırma Bedelinin Artırılması

Kamulaştırma Bedelinin Artırılması

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 1996/18-235

K. 1996/790

T. 20.11.1996

• KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN ARTIRILMASI ( Kamulaştırma İşleminin Usulüne Uygun Tebliğ Edilmediği Durumlarda Dava Tarihi Esas Alınarak Taşınmazın Değerinin Belirlenmesi )

• TEBLİGAT ( Kamulaştırma İşleminin Usulüne Uygun Tebliğ Edilmediği Durumlarda Açılacak Bedel Artırımı Davalarında Dava Tarihi Esas Alınarak Taşınmazın Değerinin Belirlenmesi )

• DAVA TARİHİ ( Kamulaştırma İşleminin Usulüne Uygun Tebliğ Edilmediği Durumlarda Açılacak Bedel Artırımı Davalarında Dava Tarihi Esas Alınarak Taşınmazın Değerinin Belirlenmesi )

• FAİZ ( Kamulaştırma Bedelinin Artırılması Davasında Değerlendirmenin Dava Tarihi Yada Kamulaştırmanın Tebliği Tarihi İtibariyle Yapıldığı Hallerde Faizin Belirlenmesi )

• MÜLKİYETİN İDAREYE GEÇTİĞİ TARİH ( Kamulaştırma Bedelinin Artırılması Davasında Faizin Mülkiyetin İdareye Geçtiği Tarihten İtibaren Başlaması )

ÖZET : Kamulaştırma işlemi taşınmaz malikine, kamulaştırma kararının tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde usulüne göre tebliğ edilememiş olursa, açılacak bedel arttırımı davalarında, dava tarihi esas alınarak taşınmazın değeri belirlenir. Örneğin 1980 yılında alınmış kamu yararı kararı üzerine, kamulaştırma kanunu’nun 13. Maddesinde belirtilen belge ve bilgileri içeren ( kamu yararı kararı, takdir komisyonu raporu, paranın bankaya yatırıldığına dair banka dekontu, kamulaştırma krokisi, davanın aleyhine açılacak idarenin adı vs. ) Tebligatın çıkarılmamış ya da tebligatı çıkarmakla beraber geçersiz kılınmış veya usulüne uygun ( tebligat kanunu hükümlerine göre yapılmamış ise davacının bu tarihten 15 yıl sonra kamulaştırmaya yeni muttali olduğu gerekçesiyle açabileceği bedel arttırım davasında taşınmazın değeri, 1995 yılındaki özellikleri ve birim fiyatlarına göre belirlenecektir: bu suretle belirlenen değere faiz yürütülmesi gerektiğinden faizin başlangıcı ne olacağı önem kazanmaktadır.

Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin 13. fırkasındaki hüküm gereği değerlendirmenin dava tarihi ya da kamulaştırmanın tebliği tarihi itibariyle yapıldığı hallerde, arttırılan bedel faizinin kamulaştırmanın kesinleştiği ve bu suretle mülkiyetin davalı idareye geçtiği tarihten başlatılması gereklidir.

DAVA : Taraflar arasındaki “kamulaştırma bedelinin arttırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Baskil Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.11.1993 gün ve E. 1993/230-K. 1993/372 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 25.4.1995 gün ve E. 1995/4578-K. 1995/5177 sayılı ilamı ile; ( … Davalı idarece kıymet takdiri yapılmış, saptanan bedel bankaya yatırılmış ve taşınmaz baraj gölü içerisinde yer aldığı cihetle kamulaştırmanın varlığının kabulünde ve sair hususlarda bir isabetsizlik görülmemiştir.

Ancak; Davacı vekili dava dilekçesinde her ne kadar müvekkili davacının dava konusu 365 parselde zilyetliğinin 13.125 m2 üzerinden hükmen tespit edildiğini bildirmiş ise de, tapu kaydına geçmeyen bu husus belgelendirilmeden ve bu konudaki dosya ile mahkeme kararı getirilmeden kendisine kamulaştırma tebligatı yapılmadığı anlaşılan davacının dava yeteneğinin bulunduğunun kabulü doğru görülmemiştir.

Kabule göre ise;

Kamulaştırma, dayanağı Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan, Devletin ve Kamu Tüzelkişilerinin kamu yararının gerektirdiği hallerde özel mülkiyette bulunan taşınmazların edinilmesi müessesesidir. Kamulaştırmanın bu niteliği 29.10.1989 gün ve 1988/4-1989/3 sayılı İçtihatların Birleştirilmesi Kararında da tanımlanmış ve bundan hareketle, kamulaştırma üzerine açılan bedel arttırımı davalarında hüküm altına alınan kamulaştırma bedeline hükmedilecek “faizin” bir haksız eylem tazminatı değil, kamulaştırmanın kesinleşmesiyle mülkiyeti kamu idaresine geçen taşınmaz üzerindeki hak, bu suretle bedeli olan para alacağına dönüşmüş olmakla bu bedelin tam olarak tediyesine kadar, ödemesi gereken temerrüt faizi olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenledir ki kamulaştırma bedeline, ancak kamulaştırmanın kesinleşmesi ve bu suretle MK’nın 633. maddesi hükmü uyarınca kamulaştırılan taşınmaz mülkiyetinin idareye geçtiği tarihten itibaren faiz yürütülebileceği benimsenmiştir. Sözü edilen içtihatları birleştirme kararında, her nekadar uygulanacak faiz başlangıcını esas alınabilecek diğer olguların ( örneğin elatma, ferağ vs. ) incelenmediği, bunların Tevhidi İçtihat dışında bırakıldığı açıklanmış ise de, ilke vazedilmiş esas itibariyle açılan dava sonunda arttırılmasına karar verilen bedel, mülkiyetin idareye geçmesiyle, diğer bir deyimle kamulaştırmanın Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca idari yönden kesinleşmesiyle muaccel olacak ve faize bu tarihten itibaren hükmedilebilecektir.

Kanun hükümlerine göre, kamu yararı verilip, kamulaştırılması öngörülen taşınmaza takdir komisyonunca bedel takdir edilir. Bu bedel taşınmaz maliki adına bir bankaya bloke edildikten ve diğer usul işlemleri tamamlandıktan sonra bütün işlemleri belgeleyen evrakın malike noter aracılığı ile tebliğe çıkarılması gerekir. Usulüne uygun bir tebligat yapılıp, kamulaştırmanın iptali ile ilgili idari dava açılmadıkça 30 gün ( Kamulaştırma Kanunu madde 14 ) geçmekle kamulaştırma idari yönden kesinleşmekte ( bedel arttırımı davası açılmış da olsa ) ve mülkiyet idareye geçmektedir.

Bazı hallerde, değişik nedenlerle ( taşınmaz maliklerinin saptanamaması ya da tebligatın usulüne uygun yapılamaması vs. ) tebligat öngörülen şekilde gerçekleştirilememekte, bu suretle kamulaştırmanın idari yönden kesinleşmesi ve mülkiyetin idareye geçiş süreci uzamaktadır. Bu gibi durumlarda tebligat çıkaramayan ya da tebligatı çıkarmakla beraber usulüne uygun tebligat yapılmadığının ayırdında olmayan idare, kamulaştırmanın amacına uygun kamu hizmetinin gerçekleşmesine yönelik olarak taşınmaza fiilen elkoymak durumunda kalmaktadır. Bu durumlarda idare, tebligatın hiç yapılmamış olması ya da usulüne uygun yapılmamış bulunması nedeniyle kamulaştırmadan itibaren çok uzun süreler geçmesinden sonra bedel arttırımı davalarına muhatap olmaktadır. Bu davalar sonunda hüküm altına alınan arttırımlar için istenmesi halinde faize de hükmedilmesi gerekmektedir. Bu faizin başlangıcının hangi olaya ya da olguya dayanacağı keyfıyeti konumuzu oluşturan sorundur.

Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin 13. fıkrası hükmüne göre, kamulaştırma işlemi taşınmaz malikine, kamulaştırma kararının tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde usulüne göre tebliğ edilememiş olursa, açılacak bedel arttırımı davalarında, dava tarihi esas alınarak taşınmazın değeri belirlenir. Örneğin 1980 yılında alınmış kamu yararı kararı üzerine, Kamulaştırma Kanunu’nun 13. maddesinde belirtilen belge ve bilgileri içeren ( kamu yararı kararı, takdir komisyonu raporu, paranın bankaya yatırıldığına dair banka dekontu, kamulaştırma krokisi, davanın aleyhine açılacak idarenin adı vs. ) tebligatın çıkarılmamış ya da tebligatı çıkarmakla beraber geçersiz kılınmış veya usulüne uygun ( Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmamış ise davacının bu tarihten 15 yıl sonra kamulaştırmaya yeni muttali olduğu gerekçesiyle açabileceği bedel arttırım davasında taşınmazın değeri, 1995 yılındaki özellikleri ve birim fıyatlarına göre belirlenecektir: Bu suretle belirlenen değere faiz yürütülmesi gerektiğinden faizin başlangıcı ne olacağı önem kazanmaktadır.

Kamulaştırılan taşınmaza, kamu yararının alındığı tarihte el atılmış ( örneğin yol yapımı sebebiyle ) ya da kamulaştırma gereği taşınmaz, inşaa edilen tesis ile bütünleşmiş ( baraj ) kamulaştırmalarında su altında kalmış ) ise bu olguların gerçekleştiği tarihin, faizin başlangıcı olarak alınmasının doğru olmayacağı iki yönden kendini açıkça göstermektedir.

Her şeyden önce kamulaştırma yasal bir işlem olup, Yasanın öngördüğü işlemleri yaptıktan sonra ( Kamulaştırma Kanunu’nun 13. maddesinde belgelendirilmeleri öngörülen işlemler ve tebligata çıkarma ) kamu hizmetlerinin ifası için taşınmaza el koyan idarenin bu davranışı bir haksız eylem olarak nitelendirilemez. Çünkü, idare haksız yararlanma ya da gasp amacıyla taşınmaza el atmış değildir. Belli yasal işlemlerden sonra bu yola başvurmuştur. Kaldı ki idarenin bu davranışı “elatma” haksız eylem olarak nitelendirildiği takdirde bir “kamulaştırma”dan söz edilemez. Böyle hallerde Kamulaştırma Kanunu’ nun 38. maddesinde tanımlanan kamulaştırmasız elatmadan ancak söz edilebilir ki bu konumuz dışında olup, taşınmaz maliki yıllar sonra bu olguya değil, kamulaştırma hukuki nedenine dayanarak bedel arttırım davası açmıştır. Bu durumda arttırılan bedele haksız eylem tazminatında olduğu gibi zararın gerçekleştiği ( elatma ) tarihin faiz başlangıcına esas alınmasına hukuken olanak yoktur.

Diğer taraftan yukarıda açıklandığı gibi böyle “geç kalmış” bedel arttırım davalarında, Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin 13. fıkrası hükmü gereği taşınmaz dava tarihindeki kıymet ve niteliklerine ( örneğin tarım arazisinde net gelir esas alınacağı için dava tarihindeki üretim miktarı ve ürünün fıyatları-arsalarda dava tarihindeki benzer alım-satımlar ) göre değerlendirilir. Böylece, 1995 fıyatları ile bulunan değere, sanki bu değer 1980 yılında gerçekleşmiş gibi bu yıldan itibaren ( elatma tarihi ) faiz yürütülmesi anlamsız ve dayanaksız kalmaktadır. Çünkü, bilinmektedir ki haksız eyleme dayallı tazminat davalarında, haksız eylemin gerçekleştiği tarihteki zarar dikkate alındığı için bunun karşılığı olan tazminata zararın vuku bulduğu bu suretle tazminatın muaccel sayıldığı tarihten itibaren faiz yürütülür. O halde kamulaştırma hukuki nedenine dayanılarak açılan bedel arttırımı davalarında hükmolunan arttırılmış bedele, kamulaştırma bir haksız eylem olmadığı ve yasa gereği değerlendirmede dava tarihi esas alındığı için ( elatma ) tarihinden geçerli olmak üzere faize hükmedilemeyeceği sonucuna varılmalıdır. Bu gibi “gecikmiş” davalarda, tebligat yokluğuna, geçersizliğine ya da usulsüzlüğüne dayanıldığı için, ıttıla ( tebliğ ) tarihi ( Tebligat Kanunu madde 32/son ) en geç dava tarihi kabul edilerek bunu izleyen 30 günlük sürenin bitiminde kamulaştırma idari yönden kesinleşmiş olacağından, ( ve bu suretle Medeni Kanun’un 633. maddesi uyarınca mülkiyet davalı idareye geçmiş olacağından ) bu tarih esas alınarak faize hükmedilmelidir. Böylece daha önce elkoyma veya işgal mevcut olsa bile tebligat yapılamamış olması nedeniyle değerlendirmede Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinde 13. fıkrası uygulandığı durumlarda faiz başlangıcı yönünden yukarıda sözü edilen 20.10.1989 tarihli Tevhidi İçtihat Kararıyla paralellik sağlamış olmaktadır.

Taşınmaz malikinin, kamulaştırma üzerine idarenin elatma tarihi ile açtığı dava tarihi arasındaki süre içinde taşınmazdan yararlanmadığı, bu hakkın kendisinden alındığı, bu sebeple haksız yere zarara uğradığına dair iddiaları kamulaştırma bedelinin arttırılması davası kapsamı dışındadır.

Değerlendirilmesi gereken bir husus da şudur: Kamulaştırma benzeri ya da “fiili kamulaştırma” olarak tanımlanabilen, Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi kapsamındaki kamulaştırmasız el atma davalarında, 16.5.1956 gün ve 1956/1-6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ile Yargıtay uygulamalarına göre, malikin taşınmazını elatan idareye bırakması karşılığında alacağı tazminat ( bedel ) taşınmaza ilk elatıldığı tarihteki nitelikleri dikkate alınarak, dava tarihindeki değerine göre hesaplanmakta ve faiz, taşınmazın dava tarihindeki değerine hükmedildiği için bu tarihten başlatılmaktadır. Yasal kamulaştırma olarak kabul edilerek açılan bu davalarda ( bedel arttırım davası ) yasal olmayan ( kamulaştırmasız elatma ) eyleme dayanılarak açılan davadakinden daha fazlasına hükmedilemeyeceği açıktır.

Bu durumda, yukarıdaki açıklamalar karşısında, faize kamulaştırmanın idari yönden kesinleşip taşınmaz mülkiyetinin davalı idareye geçtiği 19.8.1993 tarihinden itibaren hükmedilmesi gerektiği halde, taşınmazın baraj gölü su seviyesinin kendisine ulaştığı ( elatma ) 16.11.1986 tarihinden başlatılarak hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve ayrıca da davada Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki bir diğer uyuşmazlık, kamulaştırma yapan idarenin kamulaştırma evrakının tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde hak sahibine usulüne göre tebligat yaptıramamış, ancak taşınmaza el koymuş olması halinde, Kamulaştırma Kanunu’ nun 15. maddesinin 13. fıkrası hükmü gereği kıymet takdirinin davanın açıldığı gün esas tutularak yapıldığı dikkate alınarak, arttırılan bedele uygulanacak faizin hangi tarihten başlayacağı konusunda toplanmaktadır.

Dava konusu olayda, davalı idare 23.5.1983 tarihinde arazi niteliğindeki taşınmazı kamulaştırmış, taşınmaz tapulama dışı bırakıldığından davacıya kamulaştırma evrakı tebliğ edilmemiştir.

Davacının 19.7.1993 tarihinde açtığı bedel arttırımı davasında, mahkemece, Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin 13. fıkrası hükmü dikkate alınarak taşınmazın değeri dava tarihi itibariyle takdir edilmiş ve bu suretle arttırılan bedele, davalı idarenin taşınmaza el attığı 16.11.1986 tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir.

Oysa Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük. Genel Kurulu’nun 20.10.1989 gün ve 1988/4-1989/3 sayılı kararında, konunun doğrudan doğruya mülkiyet hakkını ilgilendirdiği, mülkiyet hakkı kime ait ise nef’i ve hasarın ona ait olacağı genel kuralından hareketle, taşınmaz malikinin taşınmaz malla hukuki bağının kesildiği, yani mülkiyetin idareye geçtiği andan itibaren nef’i ve hasar idareye geçeceğinden, mal sahibinin bu andan itibaren, taşınmazın kendisine ödenmemiş ( arttırılan ) bedeline faiz isteyebileceği kabul edilerek, bu davalarda bedelin artırılan bölümü için “mülkiyetin idareye geçtiği günden itibaren faiz istenebileceği sonucuna varılmıştır.

Aynı Tevhidi İçtihat Kararında, “… Kamulaştırmanın idari yönden kesinleşmesinden önce … elatma hali İçtihadı Birleştirme konusunun dışında tutulmuştur”, ifadesinde yer verilmiş olmakla, dava konusu olaydaki uyuşmazlığa bir çözüm getirilmemiştir. O halde konunun, faizin niteliği, benzer hukuki müesseseler, sözü edilen Tevhidi İçtihat Kararında doğrudan doğruya sonuca etkili gerekçeler ve genel hukuk kuralları yönlerinden incelenerek adil bir sonuca varılması gerekir.

Yukarıda sözü edilen Tevhidi İçtihat Kararına göre “para borçlarında faiz, alacaklının cebinde zamanında bulunmayan paradan mahrumiyeti karşılayan bir ivazdır” kararın, sonucu sıkı sıkıya bağlı olan ve bu niteliği ile benzer olaylarda bağlayıcılığı kabul edilen gerekçesine göre de, mülkiyet hakkı kime ait ise, nef’ i ve hasar ona ait olacağından taşınmaz mülkiyetinin idareye geçmesi ile hak sahibi de bu tarihte bedelin tamamın ( arttırılan bölüm ) müstehak olacak, bu andan itibaren de ödemede geç kalınan günler için faiz isteyebilecektir.

Taşınmaza daha önceki bir tarihte idarece el atılmış olması, mülkiyetin, dolayısıyla nef’i ve hasarın idareye geçmesi ile sonuçlanamayacağından mal sahibi 15. maddenin 13. fıkrası hükmü gereği dava tarihi itibariyle belirlenen bedelin faizine elatma tarihinde müstahak olamaz. Ancak bu elatma nedeni ile uğramış olabileceği zarar ya da elatma süresi içinde taşınmazın mahrum kaldığı geliri varsa, onu koşullarına uygun olarak açacağı bir dava ile isteyebilir. Bu ise, ihtilaf konusu sorunun değerlendirilmesi dışındadır. Böyle bir zararın faizle karşılanması, faizin niteliği ile bağdaşamaz.

Maddi olayda mahkeme Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin 13. fıkrası uyarınca dava tarihi olan 19.7.1993 itibari ile taşınmazın emsaline göre hesaplanan değerine hükmetmiş, bu değerin faizini de elatma tarihi olan 16.11.1906 tarihinden başlatmıştır. Yukarıda sözü edilen esaslardan hareket edildiğinde, elatmanın mülkiyetin intikali olarak kabulü mümkün olmadığından faizin o tarihten başlatılmasının hukuki dayanağı bulunmadığı gibi; dava tarihindeki değerlere göre hesaplanan artırılan bedelin onun elatma tarihinde muaccel olan bedeli olarak kabulü, hayatın olağan akışı ve genel mantık kuralları ile de bağdaşamaz.

Böyle bir işlem, davacının haksız zenginleşmesine de yol açacaktır. Çünkü, taşınmaza elatma süresi içinde davalının bu elatma sebebi ile uğramış olabileceği gerçek zararı, ancak işgal eden taşınmazın net geliri ile sınırlıdır.

Diğer taraftan 16.5.1956 gün ve 1956/1-6 sayılı Tevhidi İçtihat kararı kapsamında haksız eylem olarak nitelendirilebilecek olan kamulaştırmasız elatma sebebiyle idare aleyhine açılan bedel davalarında, taşınmazın dava tarihindeki değerine hükmedildiği için faizin de bu tarihten başlatılmakta olduğuna dair uygulama dikkate alındığında yasal bir işlem olan kamulaştırma hukuki sebebine dayalı bedel arttırım davalarının dava tarihi göz önünde bulundurularak değer belirlendiğinde, aynı kuralın uygulanmaması için geçerli bir gerekçe bulunmayacağı da açıktır.

Bu itibarla, Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin 13. fırkasındaki hüküm gereği değerlendirmenin dava tarihi ya da kamulaştırmanın tebliği tarihi itibariyle yapıldığı hallerde, arttırılan bedel faizinin kamulaştırmanın kesinleştiği ve bu suretle mülkiyetin davalı idareye geçtiği tarihten başlatılması gerekli olup, Hukuk Genel Kurulu’nca da aynen benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nederile direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.11.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.

Share

Cevapla

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates