24 Ekim 2018 - Çarşamba
Basın Duyuruları
Anasayfa » Mevzuat » Yargı Kararları » Para İhtiyacı Olmayan Murisin Taşınmazlarını Aynı Anda Davalıya Satmasının Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu

Para İhtiyacı Olmayan Murisin Taşınmazlarını Aynı Anda Davalıya Satmasının Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/1-632

K. 2010/654

T. 15.12.2010

• MURİS MUVAZAASINA DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI (Taşınmazın Satış Bedeli İle Gerçek Değeri Arasındaki Aşırı Farkın Muris Muvazaasının Kabulü İçin Yeterli Olmadığı – Ancak Para İhtiyacı Olmayan Murisin Taşınmazlarını Aynı Anda Davalıya Satmasının Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu)

• TAŞINMAZIN GERÇEK DEĞERİ VE SATIŞ DEĞERİ ARASINDA AŞIRI FARK BULUNMASI (Muris Muvazaasının Kabulü İçin Yeterli Olmadığı

• HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRILIK (Para İhtiyacı Olmayan Murisin Taşınmazlarını Aynı Anda Davalıya Satmasının Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu – Muvazaaya Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davasının Kabul Edileceği)

• EMLAK ALIM BEDELİNİN MURİS HESABINA TAŞINMAZI SATIN ALAN TARAFINDAN YATIRILMASI (Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davası – Muvazaa İddiasına Karşı Tek Başına Delil Olamayacağı)

ÖZET : Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında, mahkemece her ne kadar keşif yapılarak taşınmazların akit tarihindeki değerleri saptanmamış ise de; değerler arasındaki aşırı farkın başlı başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, ancak miras bırakanın emekli maaşının ve ekonomik güvencesinin olduğu mali durum itibariyle taşınmaz satmaya ihtiyacının olmadığı, aynı anda 2 ayrı bağımsız bölümü davalıya satmasının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, diğer taraftan maliki olduğu diğer taşınmazlardan kira geliri bulunduğu hususları dosya kapsamı ile sabittir. Davanın kabulüne karar verilmelidir. Her ne kadar miras bırakan hesabına davalı tarafından emlak alım bedeli adı altında para yatırıldığı dekontla sabit ise de, anılan işlemin muvazaanın gizlenmesi amacıyla yapıldığı şeklinde düşünülmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Polatlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.12.2008 gün ve 2007/982 E- 2008/941 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26.10.2009 gün ve 2009/11198-10776 sayılı ilamı ile;

(… Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, ortak miras bırakanın maliki olduğu 4 ve 6 nolu bağımsız bölümlerin 06.10.2000 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır. Davacı, anılan temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğunu iddia ederek eldeki davayı açmıştır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptal ini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince; mahkemece her ne kadar keşif yapılarak taşınmazların akit tarihindeki değerleri saptanmamış ise de; değerler arasındaki aşırı farkın başlı başına muvazaanın kanıtı sayılamayacağı, ancak miras bırakanın emekli maaşının ve ekonomik güvencesinin olduğu mali durum itibariyle taşınmaz satmaya ihtiyacının olmadığı, aynı anda 2 ayrı bağımsız bölümü davalıya satmasının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, diğer taraftan maliki olduğu diğer taşınmazlardan kira geliri bulunduğu hususları dosya kapsamı ile sabittir.

Değinilen bu olgular yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, davalıya yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Her ne kadar miras bırakan hesabına davalı tarafından emlak alım bedeli adı altında para yatırıldığı dekontla sabit ise de, anılan işlemin muvazaanın gizlenmesi amacıyla yapıldığı şeklinde düşünülmelidir.

Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre. Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 15.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Share

Cevapla

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates