Temerrüt Faizi

Yay?nlanma Tarihi: Mart 18, 2010

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz…”

 3095 sayılı yasanın 2.maddesi Temerrüt faizi uygulamada ; temerüt faizi,ticari faiz ve avans faizi olarak tanımlanmaktadır.

 3095 sayılı yasanın 2.maddesinin uygulamasında ; uygulanacak faiz oranlarının maddede ön görülen çerçevede tespit edilmesinde  01.01.2000 tarihinden  itibaren   T.C. Merkez Bankası tarafından  açıklanan “  Reeskont ve Avans İşlemlerinde  Uygulanacak Faiz Oranları “ ana hareket noktasını oluşturmaktadır

3095 sayılı yasanın  2.maddesinde ön görülen  çerçevede   Uygulanacak  temerrüt  (ticari-avans) faiz oranları için BAKINIZ 

Faiz hesaplamasında temerrüt olgusu önem kazanmaktadır. Temerrüt olgusu Yargıtay kararları ile aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır.

Ancak bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için muaccel olması yeterli değildir. Karşı tarafın ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir. Davada istenen gecikme tazminatı olduğundan kira ve ecrimisil alacakları için uygulanan dönem sonundan itibaren faiz yürütülmesi kuralının tazminat alacaklarında uygulanması mümkün değildir.” T.C.  YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ   E.2005/1431 K. 2005/1704

Temerrüt faizine hükmedilebilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp borçlunun ayrıca ve usulen temerrüde düşürülmesi de gerekir(B.K.m.101). Temerrüt, müttefikan tayin edilmiş açık ve belli bir vade tarihi yoksa alacaklının yöntemine uygun ihtarnamesi ile gerçekleşir. Aksi halde icra takip tarihi veya dava tarihi temerrüt tarihi olur. Borçluya ödeme talebini içermeyen fatura gönderilmesi ve tebliğ edilmesi Dairemizin kararlılık kazanmış içtihatlarına göre temerrüt oluşturmaz. Somut olayda davacı alacaklı davalı borçluyu takip tarihinden önce temerrüde düşürmediğinden işlemiş faize yönelik itirazın iptali isteminin reddi yerine kabulü doğru olmadığı gibi takip tarihinden sonraki dönem için sadece asıl alacağa faiz yürütülmesi  gerekirken  bir  ayrım  yapılmadan asıl alacak ve işlemiş faizden oluşan miktara faiz yürütülmek suretiyle faize faiz verilmiş olması da B.K.104/son maddesine aykırı olmuştur.” T.C. YARGITAY   15.HUKUK DAİRESİ  ESAS    2004/4307 ,  KARAR2004/4361

 “Borçlu mütemerrit olmadıkça, geçmiş günler faizinden sorumlu tutulamaz. Borcun ödeneceği gün, yönetim planında açıkça gösterilmiş ise o günün dolmasıyla borçlu mütemerrit olur. Yönetim planında böyle bir hüküm yer almamakla birlikte borcun dayanağını oluşturan işletme projesinde veya kat malikleri kurulu kararında ödeme günü belirtilmiş ve bu nitelikteki belgeler borçluya tebliğ edilmiş ise o günden itibaren; bunlar da yoksa, hakkında icra takibi yapılmışsa ödeme emrinin, doğrudan alacak davası açılmışsa dava dilekçesinin tebliği ile mütemerrit duruma düşer. Belirtilen biçimde ortak gider borcunun tediyesinden temerrüt eden borçlu, bunun için geçmiş günler faizini ancak temerrüte düştüğü günden başlayarak ödemek zorundadır.” ” T.C. YARGITAY  18. HUKUK DAİRESİ.

Bu şekilde yapılan ihtarlı ödeme emrinin hukuki sonuç doğurabilmesi başka bir anlatımla temerrüt olgusunun gerçekleşebilmesi için takip talebinin borçlu adına düzenlenmesi ihtarlı ödeme emrinin de yine borçlu asile tebliğ edilmesi gerekir. Ödeme emrinin vekil adına çıkartılıp tebliğ edilmesi, temerrüde esas alınamaz.” T.C. YARGITAY 6.HUKUK DAİRESİ E 7967, K 8310”

  “Borçlar Yasasının  18. maddesi gereğince “amaca göre yorum” kuralı uyarınca yorumlandığında; sözleşmede kararlaştırılan oranların “vade farkı” olmayıp “akdi temerrüt faizi” olduğu yönünde taraf iradelerinin birleştiği sonucuna varılmaktadır. 

Bilindiği gibi, temerrüt faizinin sınırı (oranı) tarafların anlaşmasıyla serbestçe belirlenebilir. Borçlar Yasası, bu konuda en yüksek bir sınır koymamıştır. Sözleşme serbestliği ilkesini düzenleyen Borçlar Yasanının 19.maddesi gereğince, bir sözleşmenin konusu, yasanın gösterdiği sınır içinde serbestçe saptanabilir. Yasaya uymayan sözleşmeler, ancak yasanın kesin olarak uygulanmasını öngördüğü hukuksal kurallara veya ahlaka veya kamu düzenine ya da kişilik haklarına aykırı olmadıkça geçerlidirler. Hukuksal ilke bu olmasına karşın, sözleşme ile saptanacak faiz konusunda kötüye kullanmaların önlenmesi, kamu düzeni yasalarıyla olabilir. Örneğin, Türk Ticaret Kanununun 1466. maddesi, tamamen koruyucu amaç taşıyan kamu düzeni ile ilgili hükümleri içermektedir. BU yasa hükmü uyarınca, sözleşme hükmüne göre yerine getirilmesi gereken eda hakkında yasa yada yetkili yerlerin kabul ettiği en yüksek sınırı aşan sözleşmeler, en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır. Fazla edalar, hata ile yapılmasa bile geri alınır.

 Temerrüt faizi ile ilgili düzenlemeleri içeren Borçlar Yasasının 72. Türk Ticaret yasasının  9 ve 1461 nci maddeleriyle; 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Yasanın 1. maddesi hükmü, miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş ise, yasal faiz ve ticari işlerde uygulanacak yıllık temerrüt faizinin yukarı sınırını belirlemektedir. Görüldüğü üzere, yasal düzenlemelerde kural olarak temerrüt faizi “aylık” değil “yıllık” olarak öngörülmektedir. Somut olayda ise, dava ve icra takibine dayanak alınan yanlar arasındaki sözleşmede, dava ve icra takibinden sonra Amerikan Doları cinsinden olan alacağa aylık %14 oranında faiz uygulaması yapılacağı yazılı olup, yıllık tutarı %168 olmaktadır. Davalının savunduğu gibi “aylık” kelimesi “yıllık” yerine maddi hataya dayalı olarak yazılmış ise sözleşmenin yanlarına düşülen bu maddi hata “kazanılmış hak” sağlamaz. O halde, mahkemece, belirtilen düzenlemenin maddi hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi için, öncelikle ticari hayatta benzer faiz uygulamasının ölçülü ve düzenli olarak yapılıp yapılmadığının olağan tecrübe kurallarına göre yabancı para ile yapılan sözleşmelerde aylık olarak bu derecede fahiş oranda akdi temerrüt faizinin kararlaştırılıp kararlaştırılmadığının, yukarıda açıklanan hukuksal kurallarda gözetilerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Sözleşmede yazılı “aylık” kelimesinin maddi hataya dayalı olduğu sonucuna varıldığı takdirde de akdi temerrüt faizinin yıllık %14 olarak kabulü ile mahkemece sonuca gidilmelidir. Aksi durumda ise, ekonomik koşullara, ticari hayattaki uygulamalara ve yanlar arasındaki sözleşmeden yanların ekonomik beklentilerine ve yarar dengelerine göre, sözleşmedeki faiz hükmünün Borçlar Yasasının 19/son maddesi uyarınca kamu düzenine ve ticari ahlaka aykırı olup olmadığını ve dolayısıyla aynı Yasanın 20. maddesi gereğince “batıl” sayılması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi zorunludur. Kaldı ki mahkeme, yargılamanın her aşamasında Medeni Yasanın 2 ve 3. madde hükümlerini doğrudan gözetmekle yükümlüdür. Türk Medeni Yasasının 2. maddesi gereğince, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. T.C. YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ ESAS   2003/6364   KARAR 2004/3764

    Yeri gelmişken belirtmelidir ki, borçlu temerrüdü; borçlunun ifa etmekten kaçınamayacağı muaccel edimi zamanında yerine getirmeyerek ifada gecikmesi ve borcun ifasının hala mümkün bulunması durumunda belirli şartlara bağlı olarak gerçekleşen bir sorumluluk nedenidir.

Para borçları için temerrüdün oluşum şartları;

Borcun muaccel hale gelmesi,

Alacaklı tarafından borçluya ihtarda bulunulmasıdır.

Muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur. Muacceliyet tek başına temerrüdü sağlamaya yeterli değildir. Ayrıca alacaklı tarafından borçluya bir ihtarda bulunulması da kural olarak gerekir ( BK.MD.101/F.1 ).

İhtarın olağan gerçekleşme tarzı, alacaklının sırf ödeme talebinden ibaret iradesini borçluya iletmesidir. Ayrık olarak sözleşme veya kanunla getirilen düzenleme ile zamanında ödemede bulunulmadığı takdirde ihtara gerek kalmaksızın temerrüt oluşur. Para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. Temerrüt faizi belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yöneliktir. Alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faiz oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk etmektedir. Temerrüt faizi, muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı da tanınmış olmadığı gibi, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Tanımlanan bu özellikleri ile öğretide de hâkim olan görüş temerrüt faizinin, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik maktu ve götürü bir tazminat niteliği taşıdığı yönündedir. Temerrüt faizinin fonksiyonu ve bu faizi öngören yasal düzenlemenin amacı göz önüne alındığında tazminat nitelemesine varılabilir ( BKZ.DR. NAMİ BARLAS, AGE. ). Tazminat talebinin temel şartı bir zararın varlığıdır. Bu zarar, fiilen gerçekleşebileceği gibi, çeşitli düşüncelerle ve özellikle zararın varlığının çok kuvvetli olduğu durumlarda varsayılmış da olabilir. BK.md.105’de alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan “daha büyük zarara” uğraması ihtimalinden söz edilmesi de, temerrüt faizinin de öngörülen oran dâhilinde zararı gidermeyi amaçlayan bir karşılık olduğunu ortaya koymaktadır. Kat Mülkiyeti Yasası’nın 20. maddesinin 13.4.1983 tarih ve 2814 sayılı kanunla değişik ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde “kendi payına düşen genel gider veya avans tutarının tamamını zamanında ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde on oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür” hükmü getirilmiştir. Gecikme karşılığında ödenmesi gereken meblağ kanunda “gecikme tazminatı” olarak adlandırılmış ise de, burada söz konusu olanın temerrüt faizi olduğu kabul edilmektedir ( Bkz.Prof. Dr.Abdulkadir Arpacı, Türk Hukukuna göre Kat Mülkiyetinde Yönetim, Doktora Tezi İst.1984 sh.279, Prof. Dr. Hayri Domaniç, Ticaret Hukukunun Genel Esasları 4.Bası İst.1988 sh.44 ).

Türkiye Denizcilik İşletmeleri Kıyı Emniyeti tarafından 1990 tarihinde yayınlanan ve halen yürürlükte olan Fener ve Tahlisiye Ücretleri Tarifesinin 14. maddesinde Türk Boğazlarından geçen gemilerin ödeyecekleri ücret konusunda hükümler konulmuştur. Buna göre “Fenerler ve tahlisiye ücretlerini tarifede gösterilen müddet içinde veya tarife hükümlerinin icap ettirdiği usul, şekil ve tarzda ödemeyen gemiler borçlarını ödememe bakımından kaçak addolunur ve haklarında aşağıdaki yazılı işlemler yapılır.

1- Ödeme süresinin bitiş tarihini takip eden günden itibaren 30 takvim günü içinde yapılan ödemeler esas ücrete %12 ilavesiyle,

2- Ödeme süresinin bitiş tarihinden itibaren 31-60 güne kadar sürelerdeki ödemelerde esas ücrete %50 ilavesiyle, müteakip her 30 güne kadar geçen sürelerdeki ödemelerde ise esas ücret üzerinden

( %50 cezaya ek olarak ) %12 ilavesiyle tahsil olunur” denilmiştir.

Bu Tarifenin yasal bir düzenleme olduğu açıktır. Yargıtay Özel Dairesi “bu gibi hallerde davalıya bildirim yapılmadan (Tarifeye göre esasen bildirime gerek yoktur ) asıl ücret üzerinden hesap edilen ceza ve onlara ilave edilen %12 oranları bir cezai şart olmayıp madde 14/1-2. maddesinde yazılan ceza ve ilave cezalar bir bütün olarak ağırlaştırılmış gecikme faizi bulunduğundan bu miktarlara ayrıca temerrüt faizi yürütülmez” demektedir ( YARGITAY 11.H.D. 09.11.1995 GÜN VE 1995/7316-8422, 28.06.1996 GÜN 1996/3794-4807, 30.09.1996 GÜN VE 1996/4841-6249 SAYILI İÇTİHATLARI ).

Benzer bir düzenleme de, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da da bulunmaktadır. Gerçekten, 4077 sayılı kanunun 6/A-d maddesi ve 10/f maddesine göre ; “Akdi Faiz Oranının Yüzde Otuz Fazlasını Geçmemek Üzere Gecikme Faizi Oranı” sözleşmede yer alır.

Görüldüğü gibi burada da kanun koyucu uygulamada gecikme cezası, gecikme zammı veya gecikme tazminatı olarak vasıflandırılan ve bu isimle sözleşmelere konulanın özünde “gecikme faizi” olduğunu belirtmekte ve sözleşmede yer alacak unsurlar arasında bunu da açıkça göstermektedir. Somut olayda da alacağın konusunu oluşturan elektrik tüketim bedellerinin süresinde ödenmemesi nedeniyle tahakkuk ettirilen gecikme zammı ile birlikte temerrüt faizi istenip istenmeyeceği konusunda, Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı doğmuş ancak YİBK. nun 19.11.1993 GÜN, E.1991/6 K.1993/1 sayılı kararı ile İçtihadı Birleştirmeye gerek bulunmadığına karar verilmiştir. Bunda Yargıtay uygulamasının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Y.11.H.D.Sİ 06.10.1987 GÜN, E.1987/485 K.1987/5057, Aynı dairenin 15.10.1990 gün, E.1989/5957 K.1990/6508 sayılı kararlarında özetle “TEK. Tarifelerinde sözü edilen gecikme zammı, cezası, hukuki yönden özel bir temerrüt faizi niteliğindedir. Gecikme zammı uygulanan devre için ayrıca temerrüt faizi yürütülemez denilerek uygulamaya yön verilmiş, bunun üzerine TEK. Genel Müdürlüğünce 17.06.1988 ve 1004 sayılı genelge ile borcunu süresinde ödemeyen müşterilere sadece gecikme zammı uygulanmaya başlanarak, ayrıca temerrüt faizi uygulanmaması benimsenmiştir. Bu da göstermektedir ki, eldeki davada takibe konu asıl alacakla birlikte istenen gecikme zammının, faiz niteliği yargısal kararlarda kararlılık kazandığı gibi, alacaklı tarafın da kabulündedir.

Sonuçta; bir borç ilişkisinde alacaklının temerrüt faizi talep edebilmesi, borcun bir para borcu olmasına ve borçlunun temerrüdünün gerçekleşmesine bağlıdır. 3095 sayılı Yasa metni dikkate alındığında yasa koyucunun faiz oranını değişken bir sisteme oturttuğu görülmektedir. Paranın en sık rastlanan edim tipi olması ve çoğu hukuki ilişkide borçlunun yükümlülüğünün parayla ifaya yönelmesi nedeniyle temerrüt faizinin 3095 sayılı Yasadan ayrıca düzenlendiği hallere de rastlanmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi, Kat Mülkiyeti Yasasında genel gider veya avans tutarını zamanında ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık %10 oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. Maddede gecikme karşılığı ödenen meblağ her ne kadar gecikme tazminatı olarak adlandırılsa da, burada söz konusu olan temerrüt faizidir.

 Bir başka düzenlemeye İş Yasasında da rastlıyoruz. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesinin yaptırımı olarak, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanmaktadır. “T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2004/19-357K. 2004/360T. 16.6.2004

“Temerrüt faizi, para borcunu ödemekte geciken borçlunun, gecikme müddetince alacaklıya ödemesi gereken maktu bir miktardır. Bilindiği gibi borçlu, para borcunu vadesinde ödemediği takdirde başka bir anlatımla borçlu temerrüdü oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen temerrüt faizini ödemek yükümü altına girer. Borçlu para borcunu ödemekte temerrüde düştüğünde B.K. 103. madde uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilir. Bu durumda alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümlülüğü yüklenmeksizin, borçlunun temerrüde düşmekte kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği TTK, BK. 103 ve 3095 sayılı yasa uyarınca faiz adı altında maktu ve götürü bir tazminatın ödeneceği benimsenmiştir. Temerrüt faizlerinde ilke olarak taraflar sözleşme ile faiz oranlarını belirlememişler ise adi işlerde temerrüt faizi 3095 sayılı “Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun” hükümlerine göre tayin edilir. Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanuna göre faiz ödenmesi gereken ticari olmayan işlerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasınca önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uygulanan reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Ticari işlerde faiz oranı Ticaret Kanunun da ( 9. madde ) BK.da (72. md ) düzenlenmiştir. Ticari işlerde temerrüt faizi ile ilgili diğer düzenleme 3095 sayılı Kanunun 4489 sayılı kanunda değişik 2/2 maddesinde yer almaktadır. T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU  E. 2003/15-404 K. 2003/381 T. 4.6.2003

“Senet bedelinden belli oranda yapılan kesinti ile karşılanır. Bu işlemlerde uygulanan faiz oranına ise “avans faiz oranı” denir ( TÜRK HUKUKU’NDA FAİZ VE MUNZAM ZARAR, DR. ÇETİN ARSLAN, AV. MUSTAFA KIRMIZI’NIN ORTAK ESERİ, SYF.137 – 138 ).

Açıklanan bu durum karşısında Merkez Bankası’nca belirlenen iskonto faiz oranlarının hesaplamada dikkate alınması gerekirken reeskont faizini avans faizi kabul edilip bu oranlara göre eksik inceleme ile yazılı şekilde itirazın reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir.

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2006/11247 K. 2006/14007 T. 27.6.2006

AVANS FAİZİ ( İlamda Belirtilen TC. Merkez Bankası Reeskont Faiz Oranları Yerine Avans Faiz Oranları Üzerinden Yapılan Bilirkişi Raporu Gözönüne Alınarak Şikâyetin Reddine Karar Verilmesi Doğru Görülmediği)

ÖZET : Mahkemece, ilamda belirtilen TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları yerine, avans faiz oranları üzerinden yapılan bilirkişi raporu göz önüne alınarak şikayetin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. İlamların infaz edilecek kısmı hüküm kısmı olup, icra mahkemesinin mahkeme ilamında hükmedilen reeskont faizini yorum yolu ile avans faizi olarak değiştirme yetkisi yoktur. O halde, TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları üzerinden işlemiş faiz miktarının hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR: Takibe dayanak mahkeme ilamında “…bakiye 38.857.954.280 TL alacak yönünden davanın kısmen kabulü ile Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere dava tarihinden itibaren başlayacak reeskont faizi ile birlikte davalı Kervan Ağır Nakliyat AŞ’den alınarak davacı Saygın Tekstil San. Tic. AŞ’ne verilmesine…” hükmedilmiştir. Borçlu vekili takip talepnamesinde ilama aykırı olarak istenilen işlemiş faize, faiz oranına karşı icra mahkemesinde şikayette bulunmuştur.

Mahkemece, ilamda belirtilen TC. Merkez Bankası reeskont faiz oranları yerine, avans faiz oranları üzerinden yapılan bilirkişi raporu gözönüne alınarak şikayetin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. İlamların infaz edilecek kısmı hüküm kısmı olup, icra mahkemesinin mahkeme ilamında hükmedilen reeskont faizini yorum yolu ile avans faizi olarak değiştirme yetkisi yoktur ( HGK.NUN 08.10.1997 TARİH VE 97/12-517 E, 1997/716 K. SAYILI KARARI ).

  • Twitter
  • del.icio.us
  • Digg
  • Facebook
  • Technorati
  • Reddit
  • Yahoo Buzz
  • StumbleUpon

Kategori: Borçlar Hukuku

Etiket: , ,