Türk Vatandaşlığından Çıkan Kişi – Yaşlılık Aylığı Tahsis Talebi

Yay?nlanma Tarihi: Eylül 25, 2011

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/10-210

K. 2010/240

T. 28.4.2010

• YAŞLILIK AYLIĞI TAHSİS TALEBİ ( Türk Vatandaşlığından İzinle Çıkan ve Borçlanma Talep Tarihinde Türk Vatandaşlığını Haiz Olmayan Davacıyı Türk Vatandaşlık Kanunu’nun Sosyal Haklar Bakımından Vatandaş Gibi Kabul Ettiği )

• YURT DIŞI ÇALIŞMASI ( Türk Vatandaşlığından İzinle Çıkmadan Önce Yurtdışında Gerçekleşen Çalışma Sürelerine İlişkin Borçlanma Hakkının Türk Vatandaşlık Kanunu İle Kazanılmış Hak Sayılarak Korunması ve Türk Vatandaşlarına Tanınan Haklardan Aynen Yararlanması Gerektiği )

• TÜRK VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKMA ( İzinle Çıkmadan Önce Yurtdışında Gerçekleşen Çalışma Sürelerine İlişkin Borçlanma Hakkının Türk Vatandaşlık Kanunu İle Kazanılmış Hak Sayılarak Korunması ve Türk Vatandaşlarına Tanınan Haklardan Aynen Yararlanması Gerektiği )

• KAZANILMIŞ HAK ( Kişinin Bulunduğu Statüden Doğan Kendisi Yönünden Kesinleşmiş ve Kişisel Niteliğe Dönüşmüş Bir Hak Olduğu – Kazanılmış Haklar Hukuk Devleti Kavramının Temelini Oluşturan En Önemli Unsurlardan Olduğu )

ÖZET : Dava, davacının …tarihleri arasında bir kısmı Türk vatandaşı iken, bir kısmı da Türk vatandaşı olmadığı dönemde, Almanya’da gerçekleşen çalışma sürelerini, 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanma yapabileceğinin ve yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunabileceğinin tespiti ile borçlanmasına izin verilmesi istemine ilişkindir. Her ne kadar 3201 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliğinin 2. ve 6.maddeleri borçlanmanın kabul edilebilmesi için davalı kuruma başvuru tarihinde hak sahibinin Türk vatandaşı olma şartını aramış ise de; Anayasa, Türk Vatandaşlık Kanunu ve 3201 sayılı Kanunun amaç ve özü gözetilerek yukarıda açıklanan maddeler birlikte değerlendirildiğinde, Türk vatandaşlığından izinle çıkan ve borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşlığını haiz olmayan davacıyı, Türk Vatandaşlık Kanunu’nun sosyal haklar bakımından vatandaş gibi kabul ettiği, ayrıca Türk vatandaşlığından izinle çıkmadan önce yurtdışında gerçekleşen çalışma sürelerine ilişkin borçlanma hakkının, Türk Vatandaşlık Kanunu ile kazanılmış hak sayılarak korunması ve Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanması gerektiği belirgindir.

Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş bir haktır. Kazanılmış haklar, Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Hal böyle olunca, davacının Türk vatandaşı olarak yurt dışında çalıştığı süreleri 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanabileceğinin kabulü gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “tesbit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 13. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.12.2007 gün ve 2006/473 E., 2007/768 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.07.2009 gün ve 2008/18641 E., 2009/13146 K. sayılı ilamı ile;

( … 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-06.03.1962 tarihinde, doğumla Türk vatandaşı olup, Türkiye’de, 10.01.1989-30.11.1989 tarihleri arasında hizmet sözleşmesine dayalı çalışmaları bulunan, Bakanlar Kurulu’nun 23.12.1998 gün ve 1998/12263 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verilen ve vatandaşlıktan çıkma belgesini teslim aldığı 26.08.1999 tarihi itibariyle Türk vatandaşlığını kaybedip, halen Türk vatandaşı olmadığı anlaşılan davacının; 28.11.2005 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurarak Almanya’da geçen çalışmalarının 3201 sayılı Kanun’a göre değerlendirilmesi için borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurum tarafından, yurtdışında geçen çalışma sürelerini borçlanma hakkının sadece Türk vatandaşlığına haiz olanlara tanındığı gerekçesiyle isteğinin reddedildiği hususları tartışmasızdır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu dönemde yürürlükte bulunan 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun 20. ( 12/06/2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5901 sayılı yeni Türk Vatandaşlık Kanununun 25. ) maddesi gereğince, Türk vatandaşlığından Bakanlar Kurulunun kararı ile çıkmasına izin verilip, 26.08.1999 tarihi itibariyle Türk vatandaşlığını kaybeden ve halen Türk vatandaşı olmayan davacının, 20.04.1994-31.12.2004 tarihleri arasında bir kısmı Türk vatandaşı olduğu, bir kısmı da Türk vatandaşı olmadığı dönemlerde, Almanya’da gerçekleşen çalışma sürelerini, 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanarak, sosyal güvenliği bakımından değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir.

Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki 3201 sayılı Kanunun 1. maddesinin değişiklikten önceki hali “18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen ve belgelendirilen çalışma süreleri, bu çalışma süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ve yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, 2 nci maddede belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim, kesenek ve karşılık ödenmemiş olması ve istekleri halinde bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” şeklinde iken; davanın açılmasından sonra, 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanunun 79. maddesi ile yapılan değişiklikle, “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk Vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesinin “c fıkrasında” sürelerin değerlendirilmesi kavramı “Türk vatandaşlığına haiz olanların 1. maddede belirtilen sürelerinin istekleri halinde değerlendirilmesi” olarak tanımlanmıştır. Anılan Yasa’nın önceki Uygulama Yönetmeliğinin 2. maddesi, “Bu Yönetmelik hükümleri, ikili veya çok taraflı sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış olup olmadığına bakılmaksızın yabancı bir ülkede, Türk vatandaşı olarak çalışmış, çalışan veya çalışacaklar ile gerek borçlanma ve gerekse aylık alma sürelerinde Türk vatandaşı olanları kapsar.” şeklinde iken; davanın açılmasından sonra, 06.11.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 2. maddesinde ise, “Bu Yönetmelik, ikili veya çok taraflı sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış olup olmadığına bakılmaksızın yabancı bir ülkede geçen sigortalılık veya ev kadını sürelerinde ve borçlanma talep tarihinde Türk Vatandaşı olanları kapsar.” düzenlemesine yer verilmiştir. Halen yürürlükte olan Uygulama Yönetmeliğinin borçlanma kapsamındaki süreleri düzenleyen 6. maddesinin 2-b bendine göre de, “Türk vatandaşlığının kazanılmasından önce veya Türk vatandaşlığının kaybedilmesinden sonra yurtdışında sigortalı veya ev kadını olarak geçen süreler,… borçlandırılmaz.”

11.02.1964 tarih ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 06.07.2004 tarihli ‘Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 29.06.2004 gün ve 5203 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değişik 29. maddesinde, “Bu Kanun gereğince Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tâbi tutulur. Ancak, doğumla Türk vatandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alanlar ve bunların vatandaşlıktan çıkma belgesinde kayıtlı reşit olmayan çocukları; Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliğine ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü ve seçme-seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.” denilmiş; aynı yasal düzenlemeye 5901 sayılı yeni Türk Vatandaşlık Kanununun, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar başlıklı 28. maddesinde de yer verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.11.2005 tarih ve 10-492/646, 08.03.2006 tarih ve 21-6/56, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 20.11.2006 tarih ve 11422-14965, 20.06.2006 tarih ve 2251-9376, 23.03.2006 tarih ve 2215-3162, 16.10.2006 tarih ve 10610-12898 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere 3201 sayılı Kanun bir borçlanma yasası olup, Kanunun 1.maddesine ve Uygulama Yönetmeliğinin 2.maddesine göre, Türk vatandaşlarının, Türk vatandaşı olarak yurtdışında geçen çalışmalarını borçlanabilmeleri öngörülmüştür. Anılan Yasa, yurtdışı hizmet borçlanması hakkının kullanılabilmesi için çalışmanın geçtiği dönemde sigortalı ile uyrukluk ilişkisini aramaktadır. 3201 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliğinde, borçlanma tarihinde de Türk vatandaşı olunması gerektiği belirtilmiş ise de; gerek, 12.06.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28.Maddesinde de, gerekse, önceki 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 29. maddesindeki yasal düzenlemeye yer verilerek, doğumla Türk vatandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alanların, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı tutulmuş olup; anılan kişilerin bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edecekleri belirtilmiştir. Kanun, açıkça, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin kazanılmış haklarının korunacağını belirtmektedir.

Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetildiğinde, davacının, Türk vatandaşlığını haiz olmadığı 26.08.1999 tarihinden sonraki dönemleri borçlanamayacağına ilişkin mahkemenin kabulü yerinde ise de; Türk vatandaşlığından izinle çıkan ve borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşlığını haiz olmayan davacının, Türk vatandaşlığından izinle çıkmadan önce yurtdışında gerçekleşen çalışma sürelerine ilişkin borçlanma hakkının, Türk Vatandaşlık Kanunu ile kazanılmış hak sayılarak korunduğu gözetilerek, anılan süreye ilişkin borçlanma isteğinin kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar yerilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ),

Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, davacının 20.04.1994-31.12.2004 tarihleri arasında bir kısmı Türk vatandaşı iken, bir kısmı da Türk vatandaşı olmadığı dönemde, Almanya’da gerçekleşen çalışma sürelerini, 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanma yapabileceğinin ve yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunabileceğinin tespiti ile borçlanmasına izin verilmesi istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin yurtdışına çıkmadan önce davalı kuruma bağlı sigortalılığı bulunduğunu, 1992 yılından dava tarihine kadar Almanya’da işçi olarak çalıştığını, 1999 yılında Türk vatandaşlığından çıkma izni alarak Alman vatandaşlığına geçtiğini, müvekkilinin yurtdışında geçen hizmetlerinin 3201 sayılı Kanuna göre borçlanma talebinin, davalı kurum tarafından Alman vatandaşı olması gerekçesiyle kabul edilmediğini belirterek, davacının 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanma yapabileceğinin ve yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunabileceğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, 3201 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 2.maddesi açık hükmü karşısında doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan İçişleri Bakanlığından çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişilerin yurtdışında Türk vatandaşı olarak çalıştıkları süreleri 3201 sayılı Kanuna göre borçlanamayacaklarını, Türk vatandaşlığından çıkmadan önce bu süreleri borçlanmış olsalar dahi, yönetmelik aylık alma süresinde dahi Türk Vatandaşı olması gerektiğinden, bu hizmetlerinin dikkate alınmadığını ve aylık bağlanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, 3201 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 2. maddesinin yabancı bir ülkede Türk vatandaşı olarak çalışmış, çalışan veya çalışacaklar için gerek borçlanma ve gerek aylık alma sürelerinde Türk vatandaşı olanları kapsayacağı, Türk vatandaşı olmayan davacının bu hukuki durumu karşısında 3201 sayılı yasaya göre borçlanma imkanının söz konusu olamadığı, 3201 sayılı Yasanın yurtdışında bulunan Türk vatandaşlarının yurtdışında geçen sürelerinin ‘Sosyal Güvenlikleri’ bakımından gerekli değerlendirmeleri konusunda bir borçlanma kanununun mevcut olduğunu, Türk vatandaşlarının, Türk vatandaşı olarak yurtdışında geçen çalışmalarının borçlanabileceklerini öngördüğü, açıklanarak davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin, yukarıda yazılı bozma kararı üzerine yerel mahkemece; önceki kararda direnilmiş; direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının Türk vatandaşlığını kaybettiği 26.08.1999 tarihinden sonraki tarihteki Almanya’daki çalışmalarını 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanamayacağı hususunda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ayrıca, Davacı, yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunabileceğinin tespitine de karar verilmesini istemiş; mahkemece verilen ret kararı, Özel Dairece bozma nedeni yapılmadığından, karar bu yönü itibariyle de kesinleşmiştir.

Açıklanan maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu dönemde yürürlükte bulunan 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun 20. ( 5901 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun 25. ) maddesi gereğince, Türk vatandaşlığından Bakanlar Kurulu kararı ile çıkmasına izin verilip, 26.08.1999 tarihi itibariyle Türk vatandaşlığını kaybeden ve halen Türk vatandaşı olmayan davacının, vatandaşlıktan çıkmadan önce Türk vatandaşı olarak Almanya’da gerçekleşen çalışma sürelerinin, 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanmasının ve sosyal güvenliği bakımından değerlendirilmesinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında; yurtdışı hizmet borçlanmasının sosyal güvenliğe ilişkin, dolayısıyla kamu düzeni ile ilgili bulunması karşısında; 26.08.1999 tarihinden sonra Alman vatandaşı olarak çalışılan dönemin de tartışma konusu edilip edilemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmış; bu döneme ilişkin davacının talebi yerel mahkemece reddedilmiş, kararın bu kısmı Özel Daire tarafından onanmakla, bu kısım kesinleşmiş olduğundan incelenmeyeceğinden, ön sorun bulunmadığına oybirliği ile karar verilmiştir.

Yine Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun, “Aylık Tahsisi ve Aylığın Başlama Tarihi” başlıklı 6.maddesi, A/a bendine göre; davacıya yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için, “Yurda kesin dönüş yapmış olma” şartının arandığı, davacının dava açıldığı tarihte Türk vatandaşı olmadığı, Alman vatandaşı olduğu, yurda kesin dönüş yapabilecek kişilerin Türk vatandaşı olması gerektiği, davacının borçlanma talebi kabul edilse dahi, yaşlılık aylığı bağlanamayacağı, dolayısı ile davacının bu davayı açmakta hukuki menfaati bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; davacının her zaman Türk vatandaşlığına yeniden geçmek suretiyle aylık bağlanmasını isteyebileceği, bu durum gözetildiğinde davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu sonucuna ulaşıldığından bu görüş kabul görmemiştir.

Öncelikle, konuya ilişkin kurum ve kavramlar ile yasal düzenlemeler üzerinde durulmalıdır;

İnsan, tarihin her döneminde kendisini yoksulluğa sürükleyen, geleceğini tehlikeye iten olayları bertaraf etme düşünce ve kaygısı içinde olmuştur. Tehlikeyle karşılaşan, yoksulluğa düşen bireylere asgari bir güvence sağlamak, sosyal güvenlik anlayışının hakim yönü olmak zorundadır. Bu nedenledir ki, çağa damgasını vuran sosyal devlet anlayışının işlevi hiçbir şekilde önemini yitirmeyecektir.

Sosyal güvenlik, sosyal devleti gerçekleştirme araçlarından sadece bir tanesidir. Halkına sosyal güvenliği sağlayan, herkesi asgari yaşam seviyesinde buluşturan, insanların geleceklerine güvenle bakmalarını teminat altına alan devlet “sosyal devlet” tanımına biraz daha yaklaşmış olacaktır.

Sosyal güvenlik hakkı temel bir insan hakkı olup, çağdaş anayasaların tümünde bu anlayışa yer verilmiştir. Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin belirlendiği Anayasa’nın 2.maddesinde, “Devletin sosyal bir hukuk devleti” olduğu hükme bağlanmış, 60.maddesinde de, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alıp, gerekli teşkilatı kuracağı öngörülmüştür.

Anayasamızın 62.maddesi “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.” hükmünü içermektedir.

Vatandaşlık: Kişiyi bir devlete bağlayan hukuki ve siyasi bir bağdır. Vatandaşlık hukuku, iç hukuka ilişkin olup, milletlerarası hukuk alanında değildir. Milletlerarası özel hukukta bu tür uyuşmazlıkların çözümü için yasal düzenleme yoktur. Sorun hangi devletin iç hukukunun somut olaya uygulanacağının belirlenmesidir.

Hizmet borçlanması, sosyal güvenlik hakkı elde edilmesinde istisnai bir yöntem olarak; primi ödenmediği için hizmet süresinden sayılmayan bazı sürelerin primlerinin borçlanılıp ödenmesi koşuluyla yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresi ve prim gün sayısından sayılmasını sağlayan bir yapıyı ifade etmektedir.

Sosyal güvenliğin dinamik yapısı, amaç ve kapsamındaki genişleme eğilimi, sosyal risklerin artan etkisi dikkate alındığında, yasalarda yer alan ve sosyal güvenliğin çatısını oluşturan bu gibi kavramların sınırlarının belirlenmesinde her zamankinden daha fazla zorunluluk bulunmaktadır.

Borçlanma yasalarının istisnai düzenlemeler olduğu dikkate alındığında, iş ve sosyal güvenlik hukukuna hakim prensip olan; işçi ve sigortalı lehine yorum ilkesinden söz edilerek, yasalarda açıkça belirtilen tanımların dışına çıkılmasına imkan bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, yurtdışı borçlanma hakkının süjesi belirlenirken yasanın amacından hareket etmek gerekir.

Anayasa’nın 62.maddesi ile verilen bu görevin ifası amacıyla getirilen düzenlemelerden birisi de, 3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’dur.

3201 sayılı Kanunun 1.maddesinin değişiklikten önceki hali “18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşlarının yurt dışında geçen ve belgelendirilen çalışma süreleri, bu çalışma süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ve yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, 2 nci maddede belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim, kesenek ve karşılık ödenmemiş olması ve istekleri halinde bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” şeklinde iken; davanın açılmasından sonra, 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanunun 79. maddesi ile yapılan değişiklikle, “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk Vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak- geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin gerekçesinde; “Yabancı ülkelerde çalışmak üzere giden ve orada yaşayan Türklerin sayısının azımsanamayacak miktarda olduğu, bu Türklerin ülkeleriyle olan bağlarını sürdürmekte devlet katkısının zorunlu olduğu, devletin yabancı ülkelerdeki Türklerin aile birliğini sağlamak parçalanmış ailelerin sorunlarının çözümüne yardımcı olmakla ödevlendirildiği, yabancı ülkelerdeki Türklerin sosyal güvenliklerinin anlaşmalarla temin edildiği, ancak bu alanda da yapılacak işlerin olduğu ve maddenin devlete bu konuda yön gösterdiği.” belirtilmektedir.

Anılan madde uyarınca Devletin, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerini sağlamak yönünden görevli kılındığı açıktır.

3201 sayılı Kanununun yaşlılık aylığı bağlamaya yönelik bir düzenleme olduğu da göz önünde tutulunca, Anayasanın “Yaşlılar, devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.” biçimindeki açık buyruğu ile de bağdaşmaktadır.

3201 sayılı Kanun bir borçlanma yasası olup, 1.maddede yapılan açık tanıma göre, ancak Türk vatandaşlarının, Türk vatandaşı olarak yurtdışında geçen çalışmalarını borçlanabilmeleri öngörülmüştür. Anılan kanun, yurtdışı hizmet borçlanması hakkının kullanılabilmesi için çalışmanın geçtiği dönemde sigortalı ile tabiiyet ilişkisini aranmakta olup, “Türk soylu ya da sonradan Türk vatandaşlığını kazanmış olmak” yeterli bulunmamaktadır.

Aynı Kanunun tanımlar başlıklı 2.maddesinin “c fıkrasında” sürelerin değerlendirilmesi kavramı, “Türk vatandaşlığına haiz olanların 1.maddede belirtilen sürelerinin istekleri halinde değerlendirilmesi” olarak tanımlanmıştır.

Anılan Yasa’nın önceki Uygulama Yönetmeliğinin 2.maddesi, “Bu Yönetmelik hükümleri, ikili veya çok taraflı sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış olup olmadığına bakılmaksızın yabancı bir ülkede, Türk vatandaşı olarak çalışmış, çalışan veya çalışacaklar ile gerek borçlanma ve gerekse aylık alma sürelerinde Türk vatandaşı olanları kapsar.” şeklinde iken; davanın açılmasından sonra, 06.11.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 2.maddesinde ise, “Bu Yönetmelik, ikili veya çok taraflı sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış olup olmadığına bakılmaksızın yabancı bir ülkede geçen sigortalılık veya ev kadını sürelerinde ve borçlanma talep tarihinde Türk Vatandaşı olanları kapsar.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Halen yürürlükte olan Uygulama Yönetmeliğinin borçlanma kapsamındaki süreleri düzenleyen 6. maddesinin 2-b bendine göre de, “Türk vatandaşlığının kazanılmasından önce veya Türk vatandaşlığının kaybedilmesinden sonra yurtdışında sigortalı veya ev kadını olarak geçen süreler,… borçlandırılmaz.” denilmektedir.

11.02.1964 tarih ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 06.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 29.06.2004 gün ve 5203 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 29. maddesi, Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulacağı, ancak Kanunun 33. ve 35.maddelerindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişilerin ve bunların kanuni mirasçılarının, Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla ülkede ikamet, seyahat, çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal iktisabı ile ferağı gibi konularda ve sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edecekleri hükümlerini amirdir.

Bu madde istisnalar sayıldıktan sonra “sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış haklar saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler” şeklinde değiştirilerek, söz konusu haklar genişletilmiştir.

Madde de Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin, kayıp tarihinden itibaren yabancı muamelesine tabi tutulacağına ilişkin genel hüküm aynen korunmaktadır. Bu hükme göre, Türk vatandaşlığını çıkma izni dışındaki yollardan biriyle kaybeden kişiler yabancı muamelesine tabi tutulacaktır.

Türk Vatandaşlığı Kanununda yer alan ve vatandaşlığa alınma kararının iptalini düzenleyen 33.madde ile Türk vatandaşlığından çıkarılan kişilerin durumunu düzenleyen 35.madde hükümleri saklı tutulmuştur.

Aynı yasal düzenlemeye 5901 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun, “Çıkma İzni Almak Suretiyle Türk Vatandaşlığını Kaybeden Kişilere Tanınan Haklar” başlıklı 28.maddesinde de yer verilmiştir.

403 sayılı Yasa’nın 29.maddesinin amacı; yaşadıkları ülkelerde sosyal ve siyasal haklardan yararlanmak için Türk Vatandaşlığından çıkma izni alan kişilerin, ülkemiz sınırları içerisinde, kanunda belirtilen haklardan aynen Türk vatandaşları gibi yararlanmalarını sağlamaktır.

Maddenin gerekçesinde de; “Türkiye dışında yaşayan vatandaşlarımız, bulundukları ülkelerde siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan daha etkin olabilmek için gayret göstermektedirler. Ancak, Almanya, Avusturya, Danimarka, Hollanda gibi vatandaşlarımızın yoğun olduğu ve çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülkelerde yaşayan vatandaşlarımız, söz konusu avantajlardan yararlanabilmek için bulundukları ülke vatandaşlığına geçme durumunda kalmaktalar ve bunun için de zorunlu olarak Türk vatandaşlığından çıkma izni talep etmektedirler. Ancak, Avusturya ve Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımız, Türk vatandaşlığından çıkma izni işlemleri neticelenmeden, bulundukları ülkenin vatandaşlığını kazanmaktadırlar. Bunun yanında 2000 yılında Alman vatandaşlık mevzuatında yapılan değişiklikle, Almanya’da doğan çocuklara doğumla Alman vatandaşlığı verilmekte ve bu vatandaşlarımız 18-23 yaşları arasında Alman vatandaşlığını veya Türk vatandaşlığını tercih etmek durumunda kalmaktadırlar. 403 sayılı Kanunun 29.maddesinde geçen “Ancak, doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları,” hükmü nedeniyle maddede sayılan haklardan sadece çıkma izni almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler yararlanabilmekte, çıkma izni almadan başka bir devletin vatandaşlığını kazananlar ise daha sonra çıkma izni alsalar da sayılan haklardan yararlanamamaktadırlar.”belirtilmektedir.

Her ne kadar, 3201 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliğinde, borçlanma tarihinde de Türk vatandaşı olunması gerektiği belirtilmiş ise de; gerek, 12.06.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28.maddesinde; gerekse önceki 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 29.maddesindeki yasal düzenlemeye yer verilerek, doğumla Türk vatandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alanların, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı tutulmuş olup; anılan kişilerin bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edecekleri belirtilmiştir. Açıklanan kanun maddeleri, açıkça, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin kazanılmış haklarının korunacağını belirtmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.11.2005 gün ve 10/492-646, 16.11.2005 gün ve 21/682-618, 08.03.2006 gün ve 21/15-58 ve 08.03.2006 gün ve 21/6-56 sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Somut olaya gelince; 06.03.1962 tarihinde, doğumla Türk vatandaşı olup, Türkiye’de, 10.01.1989-30.11.1989 tarihleri arasında hizmet sözleşmesine dayalı çalışmaları bulunan, Bakanlar Kurulu’nun 23.12.1998 gün ve 1998/12263 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verilen ve vatandaşlıktan çıkma belgesini teslim aldığı 26.08.1999 tarihi itibariyle Türk vatandaşlığını kaybedip, halen Türk vatandaşı olmadığı anlaşılan davacının; 28.11.2005 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurarak Almanya’da geçen çalışmalarının 3201 sayılı Kanun’a göre değerlendirilmesi için borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurum tarafından, yurtdışında geçen çalışma sürelerini borçlanma hakkının sadece Türk vatandaşlığına haiz olanlara tanındığı gerekçesiyle isteğinin reddedildiği hususları tartışmasızdır.

Her ne kadar 3201 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliğinin 2. ve 6.maddeleri borçlanmanın kabul edilebilmesi için davalı kuruma başvuru tarihinde hak sahibinin Türk vatandaşı olma şartını aramış ise de; Anayasa, Türk Vatandaşlık Kanunu ve 3201 sayılı Kanunun amaç ve özü gözetilerek yukarıda açıklanan maddeler birlikte değerlendirildiğinde, Türk vatandaşlığından izinle çıkan ve borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşlığını haiz olmayan davacıyı, Türk Vatandaşlık Kanunu’nun sosyal haklar bakımından vatandaş gibi kabul ettiği, ayrıca Türk vatandaşlığından izinle çıkmadan önce yurtdışında gerçekleşen çalışma sürelerine ilişkin borçlanma hakkının, Türk Vatandaşlık Kanunu ile kazanılmış hak sayılarak korunması ve Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanması gerektiği belirgindir.

Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş bir haktır. Kazanılmış haklar, Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

Hal böyle olunca, davacının Türk vatandaşı olarak yurt dışında çalıştığı süreleri 3201 sayılı Kanun gereğince borçlanabileceğinin kabulü gerekir.

Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın iadesine, 28.04.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

Uyuşmazlık; Doğum ile Türk vatandaşı olan ve 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanununun 4112 sayılı Kanun ile değişik 29. maddesine göre çıkma izni alarak Alman vatandaşlığına geçen davacının, Türk vatandaşı iken yurtdışında geçen hizmetlerini 3201 sayılı Kanuna göre borçlanıp borçlanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Gerçekten; Türk Vatandaşlık Kanununun 29. maddesinde Türk vatandaşlığından çıkma izni alanlarla ilgili olarak ” sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler” hükmü yer almaktadır. Yargıtay Yüksek 10. Hukuk Dairesinin bozma ilamında da belirtildiği gibi, kazanılmış hak ” kişinin bulunduğu statüden doğan, kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş” haktır. Somut olayda davacı, Türk vatandaşlığından çıkmadan önce 3201 sayılı Kanuna göre borçlanarak primlerini ödemediğinden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe bürünmüş bir hak, dolayısıyla kazanılmış bir hak yoktur.

Maddede ” bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler” hükmünde, “ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartı ile” ibaresine yer verilmiştir. Bu nedenle, öncelikle davacının 3201 sayılı Kanuna tabi olup olmadığına bakmak gerekir. 3201 sayılı Kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesinin ( c ) bendinde “Sürelerin değerlendirilmesi; Türk vatandaşlığını haiz olanların 1. maddede belirtilen sürelerinin istekleri halinde değerlendirilmesini” ifade eder denmektedir. Burada çok açık şekilde Türk vatandaşlığına haiz olanların sürelerinin değerlendirileceği ifade edilmektedir. 3201 sayılı Kanun “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun” adını taşımaktadır. Bu Kanuna Türk vatandaşı olmayıp bir kısım haklardan Türk vatandaşı gibi yararlananların bu Kanuna tabi olmak şartı aşılarak borçlandırılmaları olanaklı değildir.

T.C. Anayasasının 62. maddesinde de “Devlet, yabancı ülkede çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gerekli tedbirleri alır” denmektedir. Yurda dönmesi sözkonusu olan ancak yurttaş ( Vatandaş ) olabilir. Vatandaş olmayanın yurduna dönmesi sözkonusu olamaz. Anayasanın 62. maddesi hükmü öncelikle Türk vatandaşlarının korunmasını hedeflemektedir. 3201 sayılı Kanun da Anayasanın 62. maddesi gereğince çıkartılan bir kanun olup başka türlü yorumlanamaz.

Öteyandan; Bir kanundan kimin yararlanıp kimin yararlanamayacağı genel nitelikteki kanuna değil özel nitelikteki kanuna göre belirlenebilir. Genel nitelikteki Türk Vatandaşlık Kanunu, özel nitelikteki 3201 sayılı Kanun hükümlerini bertaraf etmez, genel bir istisna getirdiği varsayılabilir.

Vatandaşlıktan çıkanların vatandaşlık Kanununun 29.maddesi hükmü dolayısıyla 3201 sayılı Kanundan yararlanıp yararlanmayacağı, 3201 sayılı Kanunun bütünü ile alınarak değerlendirilmelidir. 3201 sayılı Kanunun 3.maddesinde Kanunun bütünlüğüne uygun şekilde yurtdışı hizmetlerini borçlanabilmek için kesin olarak dönüş yapmak koşulu aranmaktaydı. Ancak, Anayasa Mahkemesinin 12.12.2002 gün ve 2000/36 Esas, 2002/198 Karar sayılı ilamı ile borçlanabilmek için kesin dönüş yapmış olmaya ilişkin koşul iptal edilmiş, sonraki değişikliklerde bu koşula yer verilmemiştir. Kanunun ilk halinden yurda kesin dönüş yapan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerinin sağlanmaya çalışıldığı çok açık anlaşılmaktadır.

Kanunun bir maddesi hükmünden yararlanacağı düşünülen kişinin, başka bir maddeden yararlanamaması aleyhine sonuçlar doğurabilir. Somut olayda da durum böyledir. Davacı, bu dava yolu ile borçlanma hakkını elde etmiş olsa da bu aşamadaki bu borçlanmadan yararlanarak yaşlılık aylığı bağlatması olanaklı değildir. Davacının borçlanma ile elde ettiği hizmet birleştirilerek yaşlılık aylığı alabilmesi için 3201 sayılı Kanunun 6.maddesi uyarınca yurda kesin dönüş yapması gerekir. Davalı Kurum davacıyı borçlandırmamakla davacının haklarını korumaktadır. Davacı borçlanmayı gerçekleştirse bile aşağıda açıklanan nedenlerle yeniden Türk vatandaşlığını kazanmadan yaşlılık aylığı bağlatamayacaktır. Bu durumda, Türk vatandaşlığını kazanmadan borçlanma hakkını elde etmesinde hukuki yararı yoktur. Görünüşte dava yolu ile bir hak elde etmiş görünen davacı, ileride Türk vatandaşlığına alınırsa zaten hiçbir davaya gerek olmadan borçlanabilecek ve yaşlılık aylığı bağlanacaktır. Bu dava sonucu borçlanma primlerini ödeyen davacı Türk vatandaşı olmadan aylığına kavuşamayacak, Türk vatandaşlığına geçmezse ödediği primleri yıllar sonra faizsiz olarak geri alarak mağdur olacaktır.

Türk vatandaşlığından izin alarak çıkanlar, Türk Vatandaşlık Kanununun 29. maddesine göre; kayıp tarihinden başlayarak yabancı sayılırlar. Aynı maddede saklı tutulan 33. madde hükmüne göre de; “vatandaşlığı iptal edilenler hakkında 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.” 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 14. maddesine göre de” Türk vatandaşlığının kaybı ile kayıt kapatılır. Üzerinde işlem yapılamaz hale getirilir.” 4112 sayılı Kanun kapsamında olan eski Türk vatandaşlarına pembe ( mavi ) kart uygulamasında da verilen belge kimlik olarak kullanılamaz. Pasaport yanında bir belge olarak geçerlidir. Türkiye’ye bu kartla giriş yapılamaz. Sadece pasaportla giriş yapılabilir. Türkiye’ye pasaportla giren bir kişiye eski vatandaş olduğu için birtakım hakların sağlanması onu Vatandaş gibi bazı haklara sahip kişi yapar, vatandaş yapmaz. 3201 sayılı Kanuna göre “Yurda kesin Dönüş yapma” koşulunu ancak vatandaş yerine getirebilir. Zira “Yurt”, “vatan” anlamına gelir ve “yurttaş” “vatandaş” demektir. Vatandaş olmayan kişinin yurduna dönmesi mümkün olmadığından Alman vatandaşı olan kişinin yurdu olmayan Türkiye’ye kesin dönüş yapması mümkün değildir.

Yukarıda anlatılan gerekçelerle vatandaşlıktan çıkan davacının 3201 sayılı Kanundan vatandaşlığa geri dönmeden tam olarak yararlanması ve dolayısıyla borçlanma hakkı yararına olmadığından hükmün onanması görüşü ile Sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

  • Twitter
  • del.icio.us
  • Digg
  • Facebook
  • Technorati
  • Reddit
  • Yahoo Buzz
  • StumbleUpon

Kategori: Yargı Kararları

Etiket: , , , ,