19 Kasım 2017 - Pazar
Basın Duyuruları
Anasayfa » Anayasa Şikayeti » Basın Duyuruları » Yaşam Hakkına İlişkin Filiz AKA Kararı Basın Duyurusu

Yaşam Hakkına İlişkin Filiz AKA Kararı Basın Duyurusu

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 10/6/2015 tarihinde Filiz Aka’nın bireysel başvurusunda (B. No: 2013/8365), başvurucunun eşinin yaşamını yitirdiği trafik kazasıyla ilgili olarak kazaya sebebiyet veren kişiler hakkında açılan ceza davasının sekiz yıldan fazla sürmesi ve düşme kararı verilmesi nedeniyle, yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucunun eşi, içinde bulunduğu ticari taksiye, sürücü belgesine daha önce alkollü araç kullandığı için el konulan, o sırada da alkollü olan ve hız limitlerinin çok üzerinde bir hızla seyrederken kırmızı ışık ihlali yapan bir kişinin kullandığı aracın çarpması sonucu 12/2/2005 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, kaza nedeniyle resen soruşturma başlatmış ve kazaya sebebiyet verenler hakkında, tedbirsizlik sonucu bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına sebebiyet verdikleri iddiasıyla 15/2/2005 tarihinde kamu davası açmıştır. Başvurucu bu davaya müdahil sıfatıyla katılmıştır.

İddialar

Başvurucu, eşinin ölümüne sebebiyet veren kişi hakkında açılan kamu davasının yaklaşık 8 yıl 1 aylık süre sonunda düşme kararıyla neticelenmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ileri sürdüğü iddiaları Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görerek bu kapsamda değerlendirmiştir.

Mahkeme, öncelikli olarak devletin kendisi neden olmasa da gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmamış olmasının, soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabileceğini vurgulamıştır. Ölümle sonuçlanan olaylar nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmesinin, yaşam hakkını korumak için ihdas edilen yasal ve idari çerçevenin uygulanmasının güvencesini oluşturduğunu değerlendiren Mahkeme, somut olay açısından, başvurucu tarafından kazaya sebebiyet veren kişiler aleyhine tazminat davası açılmamış olmasının, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirmediğini ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, temel bir prensip olarak, yaşam hakkı kapsamında yürütülecek bir soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini sağlayabilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerektiğini, bunlara ilave olarak yürütülecek soruşturmaların makul bir süratte gerçekleştirilmesi zorunluluğunun bulunduğunu belirtmiştir.

Mahkemeye göre, somut olayın koşulları değerlendirilmek kaydıyla, yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemler ile maddi ve manevi varlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmasına imkân verilmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, ele alınması gereken önemli bir diğer husus ise bu tür olaylara ilişkin yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapılıp yapılmadığıdır. Bu konuda gösterilecek hassasiyet, yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer olayların önlenmesindeki rolünün zarar görmesine engel olacaktır.

Somut olayda, soruşturma ve yargılama aşamasında yeterli titizlikte bir çalışma yürütülmekle birlikte, ilk derece mahkemesince alınan karara ilişkin temyiz başvurusu yaklaşık iki yıl beş ay sonra karara bağlanmış ve sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde düzenlenen “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” hükümlerinin hatalı uygulanması gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma sonrası yargılamada da ilk derece mahkemesi aynı sonuca ulaşmış ve yaklaşık iki yıl beş ay süren temyiz incelemesi sonunda 11/3/2013 tarihinde zamanaşımından düşme kararı verilmiştir.

Özellikle temyiz aşamasında yaşanan gecikmeler nedeniyle sekiz yıldan uzun süren yargılamanın, alınan kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın, davanın hızla sonuçlandırılmasındaki yarar dikkate alındığında, başvurucunun ve genel olarak toplumun hukukun üstünlüğüne olan inancını korumaya elverişli olmadığını ifade eden Anayasa Mahkemesi, bunun hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı izlenimi yaratabileceğine dikkat çekmiştir.

Mahkemeye göre, başvuru konusu olayda, toplam yargılama süresinin çok uzun olmasının ötesinde, yargılama sürecinin uzamasıyla doğrudan bağlantılı olmak üzere, herhangi kesin bir sonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak şekilde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi, yaşamı tehlikeye soktuğu açık olarak iddia edilen bir eylemin cezasız kalmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak, iki dereceli yargılama sürecinde, başvurucunun davanın süratle ve etkili bir şekilde yürütülmesindeki menfaati ile karmaşık olmayan davanın başvurucudan kaynaklanmayan sebeplerle sekiz yılı aşan süre sonunda düşme kararıyla sonuçlanması dikkate alınarak Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates