19 Kasım 2017 - Pazar
Basın Duyuruları
Anasayfa » Anayasa Şikayeti » Basın Duyuruları » Yaşam Hakkına İlişkin Mehmet Kaya ve Diğerleri Kararı Anayasa Mahkemesi Basın Duyurusu

Yaşam Hakkına İlişkin Mehmet Kaya ve Diğerleri Kararı Anayasa Mahkemesi Basın Duyurusu

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 20/5/2015 tarihinde Mehmet Kaya ve Diğerleri’nin bireysel başvurusunda (B. No: 2013/6979), başvurucuların yakınının cezaevinde yaşamını yitirdiği yangınla ilgili olarak, yaşamı korumak için gerekli tedbirlerin alınmaması ve olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olmaması nedeniyle, yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucuların ikisinin çocuğu ve diğerlerinin kardeşi olan Erkan Kaya, hükümlü olarak tutulduğu cezaevinde, 7/1/2013 tarihinde kalmakta olduğu kısımda bulunan yatağı yakmış ve yatağın alev alması sonucunda vücudunda yanıklar oluşmuştur. Bunun üzerine cezaevi görevlilerince hemen hastaneye kaldırılan Erkan Kaya sevk edildiği hastanede 19/1/2013 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, olay nedeniyle resen soruşturma başlatmıştır. Başvurucular bu soruşturmaya müşteki sıfatıyla katılmışlardır. Soruşturma kapsamında alınan tanık beyanlarında, müteveffanın psikolojik sorunlarının bulunduğu ve daha önce de benzer yakma eylemlerinde bulunduğu belirtilmiştir.

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, 8/5/2013 tarihli kararıyla görevlilerce yangına çok kısa sürede müdahale edildiği ve yangının kontrol altına alındığı, olayda kurum personelinin ihmal ya da gecikmesinin söz konusu olmadığı ve ölümün yanık ve bunun bir komplikasyonu olarak gelişen akut pnömoni sonucu meydana geldiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucuların bu karara yaptıkları itiraz reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucular, yakınlarının psikolojik sorunu olmasına ve daha önce de benzer yakma eyleminde bulunmasına rağmen, görevlilerin gerekli tedbirleri almaması sonucu yaşamını yitirdiğini, müteveffaya infaz koruma memurları tarafından kötü muamelede bulunulduğunu ve işkence yapıldığını, kötü muamelede bulunan görevliler hakkında soruşturma başlatılmadığını ve ölümünde ihmali bulunan görevliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek, yaşam hakkının, kötü muamele ve işkence yasağının, adil yargılama hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ileri sürdüğü iddiaları Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görerek bu kapsamda değerlendirmiştir.

Kararda ilk olarak, başvurucuların yakınının cezaevinde işkence ya da kötü muamele gördüğüne ilişkin iddialar incelenmiş ve bu iddiaların ispat edilmesini mümkün kılar nitelikte yeterli kanıtın bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki iddialarının soyut ve kanıtlanmamış şikâyetlerden oluştuğunun anlaşıldığı belirtilerek, başvurunun bu bölümünün kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Yaşam hakkı kapsamında ileri sürülen iddialar esastan incelenmiş ve Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşım çerçevesinde, bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünün de bulunduğu, cezaevlerinde gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için cezaevi görevlilerinin, kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendisini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerinin ya da bilmeleri gerekip gerekmediğinin tespit edilmesi; böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarının incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Somut olay açısından yapılan değerlendirmede, cezaevinde geçirdiği son altı ayda müteveffanın saldırgan tavırlar sergilediği, görevliler ve cezaevinde kalan diğer kişilerle sorunlar yaşaması nedeniyle çok sayıda ceza aldığı ve koğuşunun değiştirildiği, aynı dönem içerisinde, yaşadığı psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle kendisine ilaç tedavisi uygulandığı ve yine aynı zaman dilimi içinde 2012 yılının Ağustos ayında aynı şekilde yatak yakma girişiminde bulunduğu dikkate alındığında, müteveffanın daha sıkı bir şekilde gözetim altında tutulması gerektiği ve kendisine ya da diğer kişilere zarar verme ve ölümüne neden olma riskinin bulunduğunun cezaevi yetkililerince bilindiğinin veya en azından bilinmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, ilgili mevzuata göre sağlık durumunun kontrol altında tutulması ve kalacağı yerin belirlenmesi konularında, sadece kendi iradesine bırakılmayacak şekilde bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar verme ihtimalini en aza indirecek tedbirleri almalarının cezaevi görevlilerinden beklenebileceğini ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumunda bulunan Erkan Kaya’nın kalacağı yerin belirlenmesi konusunda kendi değerlendirmelerine göre kararlar verilmesi, psikolojik rahatsızlıkları konusunda sadece ilaçla tedavi öngören bir tedavinin takip edilmesi, tedavi yöntemi konusunda cezaevinin idari personeli ile cezaevinde ve diğer kurumlarda görevli ilgili doktorlar arasında tedavinin şekli ve yerine ilişkin hükümlünün hastalık derecesi dikkate alınarak birlikte bir değerlendirme yapıldığına dair bir bilginin yer almaması ve daha önce yaptığı gibi hükümlünün yatağı tutuşturmak amacıyla kullandığı anlaşılan çakmağa ulaşmasının cezaevi görevlilerince engellenememesi gibi koşulları birlikte değerlendirmiş ve cezaevi görevlileri tarafından yetkileri çerçevesinde Erkan Kaya’nın ölümünün önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmadığı ve bu suretle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

Yaşam hakkı kapsamında ikinci olarak olay hakkında yürütülen soruşturma sürecini inceleyen Mahkeme, devletin, doğal olmayan her ölüm olayında, gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmamış olmasının, soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabileceğini belirtmiş, ölümle sonuçlanan olaylar nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmesinin, yaşam hakkını korumak için ihdas edilen yasal ve idari çerçevenin uygulanmasının güvencesini oluşturduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, temel bir prensip olarak, yaşam hakkı kapsamında yürütülecek bir soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini sağlayabilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerektiğini, bunlara ilave olarak yürütülecek ceza soruşturmalarının teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasının ve ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılabilmelerinin gerektiğini ifade etmiştir.

Mahkeme, yürütülen adli soruşturmada, sadece yaşanan yangından sonra olaya müdahale noktasında yetkililerin bir ihmallerinin bulunup bulunmadığı yönünden bir değerlendirme yapılması nedeniyle ölüme neden olan olayın tüm yönlerinin ortaya konulamadığı, sorumlu olabilecek kişilerin belirlenemediği ve ölenin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanamadığını değerlendirerek yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

Share
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Free WordPress Themes - Download High-quality Templates